ABD neden petrol zengini ülkelere saldırıyor?
Yayın Tarihi: 27.03.2026 - 14:42
İran dini lideri Ali Hamaney’in öldürülmesiyle alevlenen Batı Asya krizi, gözleri bir kez daha ABD’nin petrol zengini ülkelere yönelik sert müdahalelerine çevirdi. Venezuela’daki "Mutlak Kararlılık Operasyonu"nun ardından Tahran ile tırmanan savaşın perde arkasında, enerji kaynaklarının kontrolünden çok bu kaynakların hangi para birimiyle satılacağı kavgası yatıyor. İşte 1944’ten bugüne servet transferinin ve ABD'nin finansal emperyalizminin anatomisi...
Kaynak:HABER MERKEZİ
İkinci Dünya Savaşı’nın ardından şekillenen çift kutuplu sistemde Sovyetler Birliği ile birlikte iki süper güçten biri haline gelen ABD, Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte küresel ölçekte tek hegemon devlet konumuna yerleşti. Bu süreçten sonra Washington yönetimi, hegemonyasını daha sert müdahalelerle pekiştirme yoluna gitti; 2003’te Irak, 2011’de Libya ve 2026 başında Venezuela’ya yönelik hamleleriyle enerji kaynaklarının yoğun olduğu bölgelerdeki etkisini artırdı. Son olarak 28 Şubat’ta İran dini lideri Ali Hamaney’in öldürülmesiyle başlayan ve ABD-İsrail ile İran arasında savaşa dönüşen gelişmeler, “ABD neden petrol zengini ülkelere saldırıyor” sorusunu yeniden gündeme taşıdı.
28 Şubat 2026’da İran dini lideri Ali Hamaney’in ABD-İsrail ortak operasyonuyla öldürülmesi, bölgedeki gerilimi hızla tırmandırdı. Çatışmaların genişlemesiyle birlikte Hürmüz Boğazı’ndan geçen günlük petrol akışı bıçak gibi kesildi. Fiziksel olarak piyasadan günlük 17 milyon varillik brüt arzın çekilmesiyle birlikte, tüm küresel telafi çabalarına rağmen karşılanamayan net arz açığı 28 Şubat'tan bugüne ortalama günlük 10,5 milyon varil seviyesinde oldu. Bu devasa boşlukla birlikte Brent petrolün varil fiyatı 120 dolara kadar yükseldi. Yaşanan bu gelişmeler, uzun yıllardır tekrar eden jeopolitik ve enerji merkezli çatışma dinamiklerinin son halkası olarak değerlendiriliyor.
BRETTON WOODS: FAHİŞ AYRICALIĞIN DOĞUŞU
Modern finansal sistemin mimarisi, Temmuz 1944’te 44 müttefik ülkenin Bretton Woods’ta bir araya gelmesiyle kuruldu. 'Altın Standardı' olarak da bilinen bu sistemle birlikte altın, ons başına 35 dolara sabitlenirken dolar, küresel ticaretin fiilî rezerv para birimi haline geldi ve yüksek enflasyon nedeniyle birbiri içinde ticaret yapan ülkeler kendi para birimlerinin yerine ABD Doları'nı koydu. Ancak Soğuk Savaş harcamaları ve Vietnam Savaşı’nın yarattığı kronik bütçe açıkları bu dengeyi bozdu. Bu dengesizlik karşısında Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle, sistemin ABD’ye sağladığı asimetrik avantajı 1965’te “fahiş ayrıcalık” kavramıyla tarihe kazıdı ve Fransız donanma gemileriyle New York’taki altınlarını Fransa’ya geri getirdi.
