İşte Trump'ın kara listesi: Başarısızlığın faturası kime kesilecek?
Yayın Tarihi: 04.04.2026 - 09:28
Doç. Dr. Levent Ersin Orallı, ABD Başkanı Donald Trump’ın yönetim tarzına ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Orallı, Trump’ın başarısızlıkları tek bir kişiye yükleme eğiliminde olduğunu ancak bunun artık yeterli olmadığını belirterek, “Trump’ın bir günah keçisiyle bu işleri yıkamayacağı belli oldu. Birden fazlasını arıyor ama bu ilk değil” dedi.
ABD’de Trump yönetiminde art arda yaşanan istifalar ve görev değişiklikleri, İran politikasıyla birlikte değerlendiriliyor. Uzmanlara göre Trump, başarısızlıkları çevresine yüklerken başarıyı sahiplenme eğiliminde. Yönetim içinde İran konusunda fikir ayrılıkları belirginleşirken, Trump’ın hem iç politikada hem de uluslararası alanda giderek yalnızlaştığı ifade ediliyor. Sürecin sonunda Trump’ın bir “zafer hikayesi” oluşturarak çıkış aradığı vurgulanıyor.
Trump’ın ilk başkanlık dönemini hatırlatan Orallı, “İlk dönemde bir yıl içinde 9 bakan değişti, ardından dönem bitmeden 6 bakan daha görevden alındı. Trump, kabinesiyle ve bürokrasisiyle oynamayı seviyor. Tüm başarısızlıkları birine mal etmeyi tercih ediyor” ifadelerini kullandı.
Başkomutanlık anlayışının sorumluluk almayı gerektirdiğini vurgulayan Orallı, Trump’ın ise başarıyı sahiplenirken başarısızlık durumunda başkalarını işaret ettiğini söyledi. Süreç içinde Trump’ın yakın çevresindeki isimlerin de tek tek ayrıldığına dikkat çeken Orallı, Beyaz Saray sözcüsünün son dönemde yaptığı hataların ardından görevde kalmasının zaten zor göründüğünü ifade etti.
Orallı, “Trump adeta bir kıyma makinesi gibi bürokrasiyi öğütüyor. Bu ilk değil, son da olmayacak. İran’daki bataklığın faturası da yeni günah keçilerine kesilecek gibi görünüyor” dedi.
Doç. Dr. Faik Tanrıkulu ise Trump yönetiminde yaşanan ayrılıkların arka planında politika farklılıklarının bulunduğunu belirtti. Tanrıkulu, “Tulsi Gabbard’ın istifası aslında beklenen bir gelişmeydi. Trump’ın, İran konusunda daha yumuşak olduğunu söylemesi fikir ayrılığını açıkça ortaya koydu” dedi.
Trump’ın çevresinde daha sert, “şahin” politikaları savunan isimleri görmek istediğini dile getiren Tanrıkulu, mevcut tabloda Trump’ın hem iç politikada sıkıştığını hem de uluslararası kamuoyunda destek bulmakta zorlandığını ifade etti.
Kamuoyu desteğinin giderek azaldığını vurgulayan Tanrıkulu, “Üniversitelerde, entelektüel çevrelerde ve farklı kesimlerde Trump’ın desteği ciddi şekilde geriledi. Neredeyse İsrail dışında güçlü bir destekçisi kalmadı” diye konuştu.
İran politikasıyla ilgili söylemlerin de değiştiğine dikkat çeken Tanrıkulu, Trump’ın artık rejim değişikliği ya da nükleer programın tamamen yok edilmesi gibi hedefleri dillendirmediğini belirtti. Hürmüz Boğazı’nın savaş öncesinde açık olduğunu hatırlatan Tanrıkulu, “Var olmayan bir sorun, küresel bir kriz gibi sunuldu” dedi.
Savaşın uzaması halinde petrol fiyatlarının 150-200 dolar seviyelerine çıkabileceği yönündeki beklentilere de değinen Tanrıkulu, NATO içinde yaşanan ayrışmanın Trump’ı daha da yalnızlaştırdığını söyledi.
“Başlangıçta sivillerin hedef alınmayacağı ifade ediliyordu. Ancak gelinen noktada köprüler, bankalar ve su kaynakları gibi sivil altyapılar da risk altında” diyen Tanrıkulu, Trump’ın artık bu süreçten çıkış yolu aradığını ve bir başarı hikayesi oluşturmak zorunda olduğunu vurguladı.
Programda yeniden söz alan Doç. Dr. Levent Ersin Orallı, ABD iç siyasetindeki gelişmelerin savaş politikalarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu belirtti. Orallı, “Trump içinde bulunduğu durumdan memnun değil. İran’ın bir bataklığa dönüştüğünün farkında ve bir an önce bir zafer hikayesi yazmak istiyor” dedi.
Bu olası senaryoya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Orallı, Trump’ın büyük bir askeri hamleyle “kazandım” söylemini öne çıkarabileceğini ifade etti. “Binlerce insanın hayatını kaybettiği, büyük yıkımın yaşandığı bir tabloyu zafer olarak sunabilir” diyen Orallı, bu süreçte başarısızlıkların görevden alınan isimlere yükleneceğini, başarıların ise Trump tarafından sahiplenileceğini dile getirdi.
Orallı, “Trump kendisini tarihe geçen lider olarak konumlandırmak isteyecektir. Ardından seçim sürecine bu söylemle gidebilir. Amerikan kamuoyu buna inanırsa şaşırmam” ifadelerini kullandı.