A+ A-
Yorum
10

Bülent Arınç'tan şaşırtan Süleymancılar çıkışı!

Yayın Tarihi: 27.08.2026 - 17:11
Bülent Arınç, Süleymancılar'a yönelik operasyonlarla ilgili açıklamalarda bulundu. Arınç, “Masumiyet karinesi ortadan kalkmış gözükmekte” derken, “Bu cemaat AK Parti’yi destekleseydi başlarına böyle bir iş gelir miydi?” sorusunun kendisine yöneltildiğini de açıkladı. Arınç savcı ve kolluk kuvvetlerine çağrıda bulundu.
Kaynak:HABER MERKEZİ

Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, sosyal medya hesabından yaptığı uzun açıklamada, kamuoyunda “Süleymancılar” olarak bilinen yapı hakkında yürütülen soruşturmayı değerlendirdi. Arınç, Adalet Bakanı ile İçişleri Bakanı’nın, soruşturmanın herhangi bir cemaat ya da tarikata yönelik olmadığı, kişilere isnat edilen adi suçlar kapsamında yürütüldüğü yönündeki açıklamalarına dikkat çekerek, bu beyanlara itibar ettiğini söyledi.

Arınç, “Sayın bakanlarımızın bu ifadelerinde samimi olduklarını ve özen gösterdiklerine inanıyorum” dedi.

"CMK KURALLARINA AÇIK AYKIRILIKLAR VAR"

Buna karşın soruşturma sürecinin yürütülme biçimini eleştiren Arınç, Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerinin ihlal edildiğini savundu.

“Soruşturmanın gizliliği esastır” diyen Arınç, iddianame hazırlanıp mahkemece kabul edilmeden önce gizlilik kurallarına riayet edilmesi gerektiğini belirtti.

Arınç, masumiyet karinesine vurgu yaparak şu ifadeleri kullandı:

“Devam eden soruşturma evresinde Ceza Muhakemesi Kanunu kurallarına çok açık aykırılıklar var. Bu aykırılıklar neticesinde de masumiyet karinesi ortadan kalkmış gözükmekte.”

"İNSANLAR SOSYAL MEDYADA İNFAZ EDİLİYOR"

Soruşturmaya ilişkin bilgi ve görüntülerin basına yansımasını da eleştiren Arınç, kişilerin henüz haklarında hüküm verilmeden kamuoyu önünde suçlu ilan edildiğini savundu.

Arınç, “Bu süreç neticesinde maalesef sosyal medyada kişiler infaz edilmektedir” derken, yazılı ve görsel basında da konuyla ilgili yeterli bilgiye sahip olmayan kişilerin hüküm verdiğini öne sürdü.

Basın özgürlüğü ve halkın haber alma hakkının önemine dikkat çeken Arınç, buna karşılık adil soruşturma ve yargılanma hakkının da korunması gerektiğini söyledi.

“Delilden hareket ederek kişiye yönelmek ne kadar doğruysa, birtakım suçlamalar yaparak onlara göre delil aramak fevkalade yanlıştır” ifadelerini kullandı.

"CEMAAT VE TARİKATLAR KAPATILSIN SÖYLEMİ ÇOK YANLIŞ"

Arınç, soruşturmanın ardından cemaat ve tarikatlara yönelik genel ifadelerin kullanılmasını da eleştirdi.

Süleymancılar söz konusu olduğunda bazı çevrelerin “cemaat ve tarikatlar kapatılsın” yönünde açıklamalar yaptığını belirten Arınç, bu yaklaşımın yanlış olduğunu savundu.

Arınç, cemaat ve tarikatların “sosyolojik yapılar” olduğunu belirterek Türkiye’de geçmişten bu yana varlıklarını sürdürdüklerini ifade etti.

MUAMMER AKSOY’UN KEMAL KAÇAR’IN AVUKATLIĞINI HATIRLATTI

Arınç açıklamasında, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kurucu genel başkanı Prof. Dr. Muammer Aksoy’un, 12 Eylül döneminde yargılanan Süleymancılar lideri Kemal Kaçar’ın avukatlığını yaptığını da hatırlattı.

Aksoy’un söz konusu yapıyı yakından tanıdığını ve Kur’an eğitimi dışında bir faaliyet yürütmediklerine inandığını söylediğini aktaran Arınç, bu yaklaşımın da hatırlanması gerektiğini ifade etti.

FETHİ KABİR TARTIŞMASINA TEPKİ

Arınç, soruşturmanın eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un ölümüyle ilgili fethikabir işlemine kadar uzandığını da hatırlattı.

Fethikabir işleminin ardından kamuoyunda yeni suçlamaların gündeme getirildiğini söyleyen Arınç, “Ne hukuk ne de adli tıp konusunda hiçbir bilgisi olmayan insanlar yeni suçlular bulmaya çalışıyorlar” ifadelerini kullandı.

Arınç, soruşturmanın özensiz yürütülmesinin kişilerin geri dönülemez biçimde damgalanmasına yol açabileceği uyarısında bulundu.

"ARALARINDAKİ MESAFE İKİ KARDEŞİN SİYASİ TERCİHİYLE AÇILDI"

Arınç, AK Parti ile Süleymancılar arasındaki ilişkinin geçmişine ilişkin de dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.

Aradaki mesafenin, iki kardeşten birinin AK Parti’ye katılarak milletvekili olması, diğerinin ise buna karşı çıkmasıyla açıldığını belirten Arınç, ilerleyen yıllarda yaşanan anlaşmazlığın kuzenler arasındaki mal ve mülkiyet kavgasına dönüştüğünü söyledi.

Arınç, “Biz bunlarda taraf olamayız” diyerek, hukuka aykırı eylemler bulunması halinde yargının gereğini yapması gerektiğini vurguladı.

Ancak soruşturmada isimleri geçen bazı kişiler için, “O kadar temiz ve mükemmel insanlar var ki, onların bir şekilde isimlerinin geçmesini bile ben kendileri açısından mahzurlu buluyorum” ifadelerini kullandı.

SAVCI VE KOLLUK KUVVETLERİNE ‘GİZLİLİK’ ÇAĞRISI

Arınç, soruşturma makamlarına da doğrudan çağrıda bulundu:

“Lütfen savcılarımız, kolluk kuvvetlerimiz, hâkimlerimiz ne olur soruşturmanın gizliliği konusunda çok titiz davransınlar. Hukukun gereğini yapsınlar ve sonucunu hepimiz alkışlarla karşılayalım.”

Arınç, kendisine yöneltilen dikkat çekici bir soruyu da kamuoyuyla paylaştı.

“Bu cemaat AK Parti’yi destekleseydi başlarına böyle bir iş gelir miydi? Böyle bir operasyon olur muydu?” sorusuna açık yüreklilikle cevap vermek istediğini belirten Arınç, devletin cemaat ve tarikatlara siyasi tercihlerine göre yaklaşmaması gerektiğini söyledi.

Arınç, bu soruya şu yanıtı verebilmeyi arzu ettiğini belirtti:

“Hayır, bizim şu veya bu cemaate, şu veya bu tarikata peşin hükümlü bir düşmanlığımız yok. AK Parti’yi desteklesin veya desteklemesin. Kendi işlerine iyi baksınlar, kendi işlerinde iyi olsunlar, ülkeye, millete faydalı hizmetler yapsınlar. Ama bunlardan hangisi olursa olsun eğer kanuna göre açıkça suç teşkil eden işler yapıyorlarsa biz bunların üzerine gideriz, gitmeye mecburuz.”

BAKANLARA ‘HASSASİYET’ MESAJI

Arınç, açıklamasının bu bölümünü Adalet ve İçişleri bakanlarına yönelik çağrıyla tamamladı.

“Adalet Bakanımızdan ve İçişleri Bakanımızdan bu hassasiyeti bekleme hakkını kendimde görüyorum” diyen Arınç, soruşturmanın siyasi tercih veya aidiyetlerden bağımsız, yalnızca hukuk kuralları çerçevesinde yürütülmesi gerektiği mesajını verdi.

‘CEMAAT MENSUBU OLMADIM’

Süleymancılar olarak bilinen yapıyı uzun yıllardır tanıdığını belirten Arınç, kendisinin hiçbir zaman cemaat mensubu olmadığını özellikle vurguladı.

Kemal Kaçar’ı hukuk fakültesinde okuduğu yıllardan tanıdığını söyleyen Arınç, Süleyman Hilmi Tunahan döneminden itibaren bu yapının Kur’an eğitimi verdiğini bildiğini ifade etti.

Arınç, bulunduğu şehirlerde cemaat mensuplarıyla dostane ilişkiler içerisinde olduğunu belirterek, “Onlar hakikaten Kur’an hizmetkârı birer insandılar” dedi.

DENİZOLGUN’LA GÖRÜŞMELERİNİ DE ANLATTI

Arınç, eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun ile aynı dönemde milletvekili olduklarını da hatırlattı.

Denizolgun ile Alanya’dan gelen bir dostluklarının bulunduğunu söyleyen Arınç, 2011 seçimleri sırasında dönemin AK Parti Genel Başkanı’nın bilgisi dahilinde Denizolgun ile üç-dört kez özel görüşme yaptığını açıkladı.

Arınç, bu görüşmelerde Denizolgun’dan AK Parti’ye destek sağlayamadığını ancak birçok konuyu konuşma fırsatı bulduklarını belirtti.

Arınç, Denizolgun ile ilişkilerine ve görüşmelerine ilişkin ayrıntıları ileride bir canlı yayında anlatabileceğini de ifade etti.

Arınç'ın açıklamalarının tamamı şu şekilde:

"Halk arasında Süleymancılar olarak bilinen Süleymanlılar Cemaati ile ilgili olduğu söylenen soruşturma hakkında birkaç şey söylemek istiyorum. Adalet Bakanımız ve İçişleri Bakanımız bu soruşturmanın cemaate veya tarikata yönelik olmadığını, kişilere ait adi suç işlendiği iddiasıyla soruşturma yapıldığını söylemişlerdir. Bu beyanlara itibar ederim. Sayın bakanlarımızın bu ifadelerinde samimi olduklarını ve özen gösterdiklerine inanıyorum.

Ancak devam eden soruşturma evresinde Ceza Muhakemesi Kanunu kurallarına çok açık aykırılıklar var. Bu aykırılıklar neticesinde de masumiyet karinesi ortadan kalkmış gözükmekte.

Bildiğiniz gibi soruşturmanın gizliliği esastır. CMK bunu gerektirir. Kovuşturma aşamasına geçmeden, yani iddianame tanzim edilip kovuşturma başlamadan ve iddianame mahkemece kabul edilmeden bu konularda gizlilik yasağına uygun hareket edilmesi gerekir. Çünkü masumiyet karinesi esastır; kişilerin haklarında hüküm verilinceye kadar masum olduklarına inanılır.

Bu süreç neticesinde maalesef sosyal medyada kişiler infaz edilmektedir. Yazılı ve görsel basında da konuyla ilgisi ve bilgisi olmayan insanlar hüküm vermekte, birtakım görsellerle kişilerin mal varlıkları veya ne yaptıkları konusunda çarpık ifadeler kullanılmaktadır.

Elbette basının özgürlüğü esastır. Halkın da haber alma hakkı vardır ama adil yargılama da adil soruşturma ve kovuşturma da insanlar için temel bir haktır. Bugün delilden hareket ederek kişiye yönelmek ne kadar doğruysa, birtakım suçlamalar yaparak onlara göre delil aramak fevkalade yanlıştır. Bugüne kadar bazı soruşturmalarda bu konu belki gözden kaçırılmış olabilir.

Burada bir şeye dikkat etmek istiyorum. Süleymancılar söz konusu olduğunda, içlerinde kin ve garaz taşıyan bir kısım “CHP'li zihniyete sahip insanlar” "Cemaat ve tarikatlar kapatılsın" diye bir koro halinde konuşmaya başladılar. Bu çok yanlıştır. O kadar yanlıştır ki, cemaat ve tarikatlar sosyolojik yapılardır. Bütün dünyada da böyledir. Kaldı ki Türkiye'de de cemaatler ve tarikatlar her zaman var olmuştur.

Muammer Aksoy, 12 Eylül'den sonra yargılanan cemaatin lideri Kemal Kaçar'ın da avukatlığını yapıyordu. Herkes buna şaşırmıştı. Muammer Aksoy "Ben bunları yakinen tanıyorum. Yurtlarına gittim, Kur'an kurslarına gittim. Bunlar İslam'ın ve Kur'an'ın öğretilmesi dışında herhangi bir iş yapmıyorlar. Ben bunların masum olduklarına inanıyorum" demişti. Atatürkçü Düşünce Derneği’nin başkanı olan bu zatın fikirleri birileri tarafından kabul görecekse, rahmetliyi de bu yönüyle anmış olalım.

Soruşturmaya yeniden dönmek gerekirse süreç o kadar özensiz devam ediyor ki insanlar geri dönülemez şekilde damgalanıyor. Maalesef iş fethikabir yapmaya kadar geldi. Fethikabir yapılmasının ardından ne hukuk ne de adli tıp konusunda hiçbir bilgisi olmayan insanlar yeni suçlular bulmaya çalışıyorlar.

Ben bu oluşumu eskiden beri tanırım. Kemal Kaçar'la Hukuk Fakültesinde okuduğum yıllarda tanışmışlığım da oldu. Fakat cemaat mensubu olmadım. Bunların Silistreli Süleyman Hilmi Tunahan liderliğinde, Kur'an okumanın ve öğretmenin yasak olduğu dönemlerden başlayarak Türkiye'de Kur'an kursları adıyla Kur'an eğitimi ve öğretimi yaptırdığını biliyorum ve onlara inanıyorum. Bulunduğum şehirlerin hepsinde ve gittiğim her yerde onlarla dostane ilişkiler içinde oldum. Çünkü onlar, hakikaten Kur'an hizmetkârı birer insandılar. İmam hatip düşmanlıklarının da zaman içerisinde köreldiğini biliyorum.

Rahmetli Ahmet Arif Denizolgun'la da aynı yıl milletvekili oldum. Alanya'daki dostluklarımızı da zaman zaman dile getirdiğimiz olurdu ama bunu ayrıca belki bir canlı yayında açıklamak isterim. 2011 seçimleri sırasında Genel Başkanımızın da bilgisi dâhilinde kendisiyle üç dört defa özel görüşmelerim olmuştu. Kendisinden AK Parti'ye bir destek sağlayamadım ama pek çok konuyu ortaya koyarak konuşma imkânımız olmuştu.

Süleymancılarla aramızdaki mesafenin açılması, iki kardeşten birinin AK Parti'ye gelip milletvekili olması, diğerinin de buna karşı çıkması ile oldu. Aradan yıllar geçti, bu sefer de kavga, kuzenler arasındaki mal mülkiyet kavgasına dönüştü. Biz, bunlarda taraf olamayız. Ama hukuka, kanuna açıkça aykırı eylemleri varsa şüphesiz hâkimlerimiz, savcılarımız davalarını açarlar, kişiler yargılanırlar. Ancak bu soruşturma içerisinde ismi geçen o kadar temiz ve mükemmel insanlar var ki, onların bir şekilde isimlerinin geçmesini bile ben kendileri açısından mahzurlu buluyorum. O zaman ısrar ediyorum, lütfen savcılarımız, kolluk kuvvetlerimiz, hâkimlerimiz ne olur soruşturmanın gizliliği konusunda çok titiz davransınlar. Hukukun gereğini yapsınlar ve sonucunu hepimiz alkışlarla karşılayalım.

Bana bugün sorulan bir soru var. Ben bu sorunun cevabını açık yüreklilikle vermek istiyorum. O da şudur: 'Bu cemaat AK Parti'yi destekleseydi başlarına böyle bir iş gelir miydi? Böyle bir operasyon olur muydu?'. Ben onlara rahatlıkla şunu söyleyebilmeliyim: “Hayır, bizim şu veya bu cemaate, şu veya bu tarikata peşin hükümlü bir düşmanlığımız yok. AK Parti'yi desteklesin veya desteklemesin. Kendi işlerine iyi baksınlar, kendi işlerinde iyi olsunlar, ülkeye, millete faydalı hizmetler yapsınlar. Ama bunlardan hangisi olursa olsun eğer kanuna göre açıkça suç teşkil eden işler yapıyorlarsa biz bunların üzerine gideriz, gitmeye mecburuz.” diyebilmeliyim. Adalet Bakanımızdan ve İçişleri Bakanımızdan bu hassasiyeti bekleme hakkını kendimde görüyorum.

Etiketler