Okullarda yaşanan şiddet, yalnızca okul koridorlarında ya da sınıflarda yaşanan fiziksel saldırılardan ibaret değil.
Yoksulluk, geleceksizlik, akran zorbalığı, dışlama, tehdit, aşağılanma ve dijital şiddet çocukların gündelik yaşamının bir parçası haline gelirken, son dönemde yaşanan silahlı saldırılar okullardaki güvenlik sorununu yeniden tartışmaya açtı. Urfa, Maraş, Manisa ve Osmaniye’de peş peşe yaşanan saldırılar, şiddetin okul sınırlarının dışına taşan boyutunu da gözler önüne serdi.
ÇOCUK YOKSULLUĞU DERİNLEŞİYOR
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) İstatistiklerle Çocuk 2025 yılı verilerine göre, ülkede 0-17 yaş grubunda yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altındaki çocuk oranı yüzde 36,8. Erkeklerde bu oran yüzde 36 olurken kız çocuklarında ise yüzde 37,8 olarak belirlendi. Buna göre 7 milyon 866 bin çocuk yoksulluğun pençesinde.
Aynı zamanda TÜİK’in 2025 verilerine göre çocukların yüzde 27,2’si maddi yoksunluk yaşıyor. Oran 2024’te yüzde 30,4’tü. Ancak veriler bununla da sınırlı değil, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın verilerine göre ailesinin yanında en temel ihtiyaçları karşılanamayan ve ailesinin yanından alınma riski bulunan çocuk sayısı Haziran 2026 itibarıyla 193 bin 601 olarak belirlendi.
OECD’nin PISA 2025 sonuçları da ülkedeki akran zorbalığının yaygınlığını ortaya koydu. Araştırmaya göre ülkedeki öğrencilerin yüzde 21,4’ü ayda birkaç kez veya daha sık en az bir tür zorbalığa maruz kaldı. Kendisiyle alay edildiğini söyleyen öğrencilerin oranı yüzde 15,7 olurken başka öğrenciler tarafından tehdit edildiğini belirtenlerin oranı ise yüzde 3,2 oldu. Bu oran OECD’ye üye ülkeler arasında ortalama yüzde 20 oldu.
PISA 2025’te ilk kez özel olarak ölçülen siber zorbalık verileri de dikkat çekti. Öğrenciler, kendileri hakkında üzücü bilgilerin internette ayda birkaç kez veya daha sık yayımlandığını söylerken bu oran Türkiye’de ve OECD genelinde yüzde 3 oldu.
ŞİDDET DİJİTAL ORTAMDA DA VAR
MEB’in ortaokul ve lise öğrencileri arasında gerçekleştirdiği Şiddet Algısı Araştırması, çocukların dijital ortamda karşılaştığı şiddetin boyutlarına ilişkin veriler ortaya koydu. 2024’ün son çeyreğinde ortaokul öğrencileriyle, 2025’in başında ise lise öğrencileriyle gerçekleştirilen araştırmaya 6 bin 299 ortaokul ve 7 bin 511 lise öğrencisi katıldı.
MEB’in yayımladığı lise araştırması sonuçlarına göre öğrencilerin yüzde 53’ü hayatlarında en az bir kez sosyal medyada hakaret veya kötü sözlere maruz kaldığını belirtti. Öğrencilerin yüzde 40,8’i ise en az bir kez sosyal medyada hakaret ettiğini veya kötü söz kullandığını ifade etti.
Araştırmaya katılan lise öğrencilerinin yüzde 37,1’i toplumda şiddet olaylarının en çok dijital ortamda yaşandığını düşündüğünü belirtti. Bir paylaşımın ekran görüntüsünün alınarak yayılmasını öğrencilerin yüzde 73,5’i, popüler bir görüşe karşı çıkan kişilerin aşağılanmasını ise yüzde 72,8’i şiddet olarak değerlendirdi.
REHBER ÖĞRETMEN SAYISI YETERSİZ
MEB Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün 2025 yılı raporuna göre, Aralık 2025 itibarıyla Türkiye genelindeki okul rehberlik ve psikolojik danışma servislerinde 44 bin 129 rehber öğretmen/psikolojik danışman görev yapıyor. MEB’in 2025-2026 örgün eğitim verilerine göre ise 17 milyon 704 bin 308 öğrencinin eğitim aldığı ülkede her 401 öğrenciye yalnızca 1 rehber öğretmen düşüyor.
ERG'nin Eğitim İzleme Raporu 2025'te aktarılan araştırmaya göre öğrencilerin yalnızca yüzde 18'i rehber öğretmenleriyle düzenli görüştüğünü belirtiyor. Sosyoekonomik düzeyi yüksek olan öğrencilerde ise bu oran yüzde 25’e dek ulaşıyor.
ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER VAR
Eğitim Sen’in “Şiddetsiz Okul Deklarasyonu”nda kalabalık sınıflar ve ikili öğretimin sona erdirilmesi, her okula yeterli sayıda psikolojik danışman atanması, öğrencilere ücretsiz yemek ve temiz su sağlanması talepleri de yer aldı. Bireysel silahlanmanın da önüne geçilmesi gerektiği belirtilen deklarasyonda güvenlik önlemlerinin pedolojik ilkelere uygun olması gerektiği belirtildi.
Eğitim-İş’in “Eğitimde şiddetle mücadele: Güvenli okullar nasıl mümkün olabilir?” raporunda da kalıcı çözümün çocukların psikososyal ihtiyaçlarını merkeze alan güçlü bir okul iklimi oluşturmaktan geçtiği vurgulandı. Raporda, 250 öğrenciye 1 PDR uzmanı standardına ulaşılması gerektiğine dikkat çekildi.
BİREYSEL SİLAHLANMA GİDEREK BÜYÜYOR
Okullarda yaşanan silahlı saldırılar, çocukların ve gençlerin içinde bulunduğu daha geniş şiddet ortamını da gündeme getiriyor. Umut Vakfı’nın Türkiye Silahlı Şiddet Haritası’nın 2025 verileri, ülkedeki silahlı şiddetin boyutunu ortaya koydu. 2025 yılında 3 bin 422 silahlı şiddet olayı basına yansıdı. Bu olaylarda 2 bin 225 kişi yaşamını yitirirken 3 bin 167 kişi yaralandı. Olayların 2 bin 784’ünde ateşli silah, 638’inde ise kesici ve delici alet kullanıldı.
Bireysel silahlanmaya ilişkin veriler de dikkat çekti. İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre 2025 yılında 110 bin 470 ruhsatsız silahın ele geçirildiği, 2026’nın ilk üç ayında ise bu sayının 25 bin 580 olduğu aktarıldı.
4 milyon ruhsatlı, 30 milyon ruhsatsız silah bulunduğuna ilişkin tahmin de yer aldı.
***
ŞİDDET KOL GEZİYOR
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin göreve geldiği 2023 yılından bu yana okullarda birçok saldırı yaşandı. Bu saldırıların bazıları şu şekilde:
27 Eylül 2023: Eskişehir’de Dr. Sefa Halaç Özel Eğitim İlkokulu ve Ortaokulu’na bıçakla giren bir kişi 4 öğretmeni yaraladı.
7 Mayıs 2024: İstanbul Eyüpsultan’da bir özel okulda 74 yaşındaki müdür yardımcısı İbrahim Okutgan eski bir öğrencisi tarafından katledildi.
2 Mart 2025: İstanbul Çekmeköy’deki Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde 11. sınıf öğrencisi F.S.B. öğretmen Fatma Nur Çelik ve Z.A. ile öğrenci S.K.’yi bıçakla yaralamış Fatma Nur Çelik hayatını kaybetti.
14 Nisan 2026: Urfa’nın Siverek ilçesinde Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde okul saldırısı gerçekleşti. Okulun eski öğrencisi Ömer Ket tarafından pompalı av tüfeği ile yapılan saldırıda toplam 16 kişi yaralandı. Saldırgan ise polisler tarafından etrafı sarılmasıyla intihar etti.
15 Nisan 2026: Maraş’ta Ayser Çalık Ortaokulu’nda okuyan 14 yaşındaki İsa Aras Mersinli, düzenlediği saldırıda 9 öğrenci ve 1 öğretmeni öldürdü. Mersinli olay yerinde hayatını kaybetti.
22 Eylül 2026: Manisa’nın Turgutlu ilçesinde İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde 9’uncu sınıf öğrencisi H.O.’nun düzenlediği silahlı saldırıda 3’ü ağır 11 kişi yaralandı.
28 Eylül 2026: Osmaniye’de Farabi Anadolu Lisesi’nde görev yapan öğretmen Mehmet Bilgili, yeğeni tarafından okul bahçesinde uğradığı silahlı saldırının ardından hayatını kaybetti.
***
FIRSATA ÇEVİRDİLER!
Okul saldırılarına karşın iktidarın önlemleri yetersiz kalırken Ankara’da silah sanayi alanında faaliyet gösteren bir şirket saldırıları adeta fırsata çevirdi, öğrenciler için “kurşun geçirmez” okul çantası geliştirdi. Şirketin iş geliştirme uzmanı Mehmet Evci, çantanın kurşuna, bıçağa ve şarapnel parçalarına karşı koruma sağladığını belirtti. Çantanın içerisinde balistik koruma bulunduğu ifade edilirken, sıradan bir okul çantasından yaklaşık 300 gram daha ağır olduğu aktarıldı. Şirketin anlatımına göre öğrenci, saldırı anında çantasını önüne tutarak kendisiyle saldırgan arasında bir bariyer oluşturarak çocuğun, çantasını kendisine kalkan yapması bekleniyor.
***

***
DAVRANIŞI ŞEKİLLENDİRİYOR
Prof. Dr. Ayşe Bilge Selçuk:
“Çok küçük yaştan itibaren, kız ve erkek çocukları cinsiyetlerinin kalıcı olduğunu fark ettiklerinde kendi cinsiyetlerine uygun davranışları daha fazla göstermeye başlıyor. Kendi toplumsal cinsiyet rollerine uygun bulunan özelliklerden farklı davranışlar gösteren çocuklar ise daha fazla dışlanıyor. Cinsiyetin devamlılığını fark etmeye başladıkları andan itibaren kız çocuklarının fiziksel şiddet davranışlarında belirgin bir düşüş görülüyor. Erkek çocuklarında ise bu davranış aynı düzeyde kalıyor. Ancak bu, kızların daha az şiddet gösterdiği anlamına gelmiyor. Onlar da sosyal, ilişkisel, duygusal ve sözel şiddet gibi daha dolaylı davranışlara yöneliyor.

Esas olan öfkeyi yönetebilmek. Çocuklara öğretmeye çalıştığımız, öfkelerinin kimseye zarar vermeyecek şekilde yönetilebilmesi. Ancak öfke yönetilemediğinde erkekler fiziksel, kızlar ise sözel, ilişkisel ve sosyal şiddete daha kolay yönelebiliyor. Bununla bağlantılı olarak erkeklikle özdeşleştirilen silah kullanma gibi davranışlar da daha fazla teşvik ediliyor ya da bunlara göz yumuluyor.
Bir çocuğun şiddete yönelmesinde birçok etken var. Çevre dediğimiz bağlam yalnızca aileden ibaret değil. En yakın ve etkili çevre aile. Ailenin değerleri, neyi doğru bulduğu, çocukta neyi kabul ettiği ve neyi teşvik ettiği önemli. Ancak kültürü anlatmak için şöyle bir ifade kullanırız: ‘Denizde balık, kültürde insan.’ Kültür, soluduğumuz hava gibidir. İçinde yaşarız ve bizi nasıl etkilediğinin çoğu zaman farkında olmayız.
Bir şiddet olayına yeterli ceza verilmediğinde bu, adeta icazet vermek gibidir. O davranışın kabul edilebilir olduğuna dair toplumun geri kalanına mesaj verir. İlkokulun bitmesinden, özellikle ortaokuldan itibaren anne babanın beğenisinin önemi azalırken akran grubunun kabulü daha belirleyici hale gelir. Çocuk, arkadaşlarının benimsediği ve değerli bulduğu davranışları göstermeye daha eğilimli olur. Dolayısıyla çevre dediğimiz ailenin yanı sıra okul kültürünü, akran ilişkilerini, mahallenin koşullarını, ülkenin yönetim biçimini, kültürünü ve değerlerini de kapsar.
Düşük sosyoekonomik düzeydeki gruplarda güvensizlik hissi nedeniyle daha dürtüsel davranma eğiliminin arttığını görüyoruz. Bu durumda insan daha kısa vadeli hareket ediyor, uzun vadeli düşünmekte zorlanıyor. Kendini koruma eğilimi ve tehdit algısı öne çıkıyor.
Ekonomik güç azaldıkça sosyal dezavantajlar da artıyor. Bu çocuklar daha fazla yoklukla ve aile içinde daha fazla şiddete maruz kalarak büyüyebiliyor. Gelecek kaygısı arttığında da benzer bir mekanizma işliyor: İnsan kendini güvende hissetmediğinde uzun vadeli düşünmek yerine daha dürtüsel davranabiliyor.
Okullarda ise şiddete karşı kamera sistemi ve güvenlik tek başına çare değil. Bizim esas olarak amaçlamamız gereken bu değil. Okulun içinde önlersiniz, kapının önünde olur. Şiddet eğilimini azaltmadıkça şiddet mutlaka kendine başka bir alan, başka bir mecra bulur. Öncelikle şiddetin adalet sisteminde karşılığını bulması gerekiyor. Caydırıcılık için iyi hâl indirimleri ya da başka indirimlerin olmaması gerekiyor. Ceza sisteminin her zaman bir caydırıcılığı vardır. Bu ideal midir? Değildir. Ancak yetişkinler için de yaptırımın caydırıcı bir etkisi bulunur.
İkinci olarak, çok dezavantajlı ailelerden gelen bazı çocuklar için çocukluk döneminde devlet koruması ve güvenli bir büyüme ortamı gerekiyor. Bu daha ziyade mafyatik yapılara karışan çocuklar için geçerli olsa da korunmaya muhtaç çocukların korunması önemli. Bu çocukları korumadığımızda daha sonra onlara “suça eğilimli çocuklar” demeye başlıyoruz. Oysa koruma işlevini hakkıyla yerine getirsek suça eğilim bu çocuklarda baş göstermeyecek. Çocukların kendilerini güçlendirmemiz gerekiyor. Evde, okulda ve ülkede şiddet kültürüne yer olmamalı. Buna dair farkındalık çok önemli. Dijital dünyayı da göz ardı etmemeliyiz. Dijital zekâ ve dijital okuryazarlık hem anne babalarda hem de diğer yetişkinlerde gelişmeli.”