A+ A-
Yorum
10

Silivri’de Trabzonspor'lu Olmak Zor

Yayın Tarihi: 18.02.2026 - 15:00
Tutuklu bürokrat Yavuz Saltık’ın Silivri’den yazdığı “Silivri’de Trabzonspor'lu Olmak Zor” mektubu gündem oldu.

Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan İBB Muhtarlık İşleri Dairesi Başkanı Yavuz Saltık, kaleme aldığı yazıda Trabzon günlerini hatırlatırken, Trabzonspor'un gündemini değerlendirdi.

Yavuz Saltık ;

Gazete köşe yazarlığı serüvenim 2006–2010 yılları arasında Trabzon’da başladı.
Önce spor müdürü Adnan Sungur, ardından değerli ağabeyim Ali Öztürk ile tanıştım.

Star Gazetesi’nde köşe yazarlığına başlayana kadar spor, kültür ve sosyoloji üzerine hatırı sayılır sayıda yazı kaleme aldım. Bilhassa şunu özellikle belirtmek isterim: O yıllarda yazdığım yazıların tek satırına ne Adnan Bey ne de Ali Bey müdahale etti.

Yazılarımdan rahatsız olanlar yok muydu? Elbette vardı.

Siyasetçiler, Trabzonspor yöneticileri ve farklı çevrelerden olumlu–olumsuz pek çok tepki alırdım. Kitabın ortasından konuşmayı sevdiğim, kimseye şirin görünmek için kalem esnetmediğim için her yazımın ardından mutlaka bir geri bildirim gelirdi.

Hakkımda en çok dile getirilen ifadeler ise birbirine zıt iki uçtaydı:
“Bu yobazdır, gericidir” diyen de oldu;
“Bu Allahsız komünisttir” diyen de.

Hiçbirine aldırmadım. O dönem şike tartışmalarının en hararetli zamanlarıydı zaten.

Gazetede ilk yazım yayımlanacağı gün tarifsiz bir heyecan yaşamıştım. Amcaoğluna, “Beş gazete al; birini anneme ver, diğerlerini Hayrat’taki kahvelere bırak. İlçemizden ilk kez köşe yazarı çıktığını görsünler” demiştim.

Meşhur Bayburtlu’nun “Ya Resulallah, kalk bak Bayburt’tan kimler geldi” hikâyesindeki gibi…
“Bakın bakalım Yavuz neler yazdı…”

Sonrasında Trabzon ile eş zamanlı olarak Star Gazetesi’nde ulusal köşe yazarlığına başladım. Çok güzel tepkiler de aldım, çok ağır eleştiriler de. Hakaret içermeyen her eleştiri, tüm iltifatlardan daha kıymetliydi benim için.

Sporun siyasetle iç içe geçmesini, kulüplerin siyasi hesaplara kurban edilmesini ve özellikle Trabzonspor üzerinden kendine alan açmaya çalışan fırsatçı zihniyeti eleştiren pek çok yazım hâlâ Günebakış arşivindedir.

O yıllarda Trabzonspor’da büyük vaatlerle göreve gelen bir başkanın kısa süre sonra kulübü siyasetin gölgesine bırakarak başka bir yola yöneldiğine hep birlikte tanıklık ettik. O dönemden hafızamda kalan en çarpıcı anı; veteran transfer Florent Malouda’yı idman saatinde Hayrat Deresi kenarına götürüp kuymak yedirmeleriydi.

Bugün Silivri’deki hücremde Trabzonspor maçlarını sabırsızlıkla bekliyorum.
Maç saatlerinde demlediğim çayın yanına bir paket petibör bisküvi koyup koğuştaki tribüne eşlik ediyorum.

Cezaevinde olmak zor.
Ama burada Trabzonsporlu olmanın ayrı bir zorluğu var.

Kurum televizyonunda Trabzonspor maçları bazen unutuluyor. Bazen 25–30. dakikadan sonra açılıyor, bazen de başka maç tercih ediliyor. Anlaşılan yayından sorumlu arkadaşlar arasında Trabzonsporlu yok.

Memlekette “öteki” olan Trabzonspor’umuz burada da pek farklı değil.

Koğuştaki arkadaşlardan biri Galatasaraylı, biri Beşiktaşlı, biri de bana olan sevgisinden dolayı Trabzonsporlu.

Mardinli İbo…

Trabzonspor gol attığında bütün koğuşu inletiyor. Sekiz yıldır içeride. Ne geleni var ne gideni. Belki de onun için her gol, hayata tutunmanın başka bir adı.

Antalyaspor maçında savunma hattına yeni transfer edilen Norveçli Mathias Løvik’i dikkatle izledim. Isınırken futbolcuyu görür görmez “Eyvah!” dedim.

İbo hemen atıldı:


“Ne oluyor, adam daha topa ayağını vurmadı!”

Ya İbrahim abi,” dedim, “bizim yöneticiler gerçekten futbolu bilmiyor galiba. Savunma oyuncusu dediğin biraz sert bakışlı olur. Rakibin forvetini tedirgin eder. Recep Çetin’i, Bülent Korkmaz’ı, Servet Çetin’i hiç mi görmediler?

Güldük.

Cezaevinde bazen mizah, nefes almak demektir.

İbo’yla sadece Trabzonspor maçlarında değil, Amedspor maçlarında da tribün yapıyoruz. Adana Demirspor karşısında alınan 7–0’lık galibiyette birlikte sevindik. Çekdar saçlarını örerek sevinirken biz çayımızı yudumladık.

Bu sezon Amedspor’un Süper Lig ihtimali hiç de uzak görünmüyor.

Geçtiğimiz günlerde Ekrem İmamoğlu’nun Trabzonspor ile Amedspor arasında dostluk maçı önerisini desteklediğini okudum. Ardından Trabzon’dan bu çağrıya yönelik bazı eleştiriler ve çekinceler olduğunu duydum.

Trabzon’u da Trabzonspor camiasını da iyi bilirim.

Bu şehir duygularını en uçta yaşar.
Sevgisini de öfkesini de saklamaz.

Elbette herkes meseleyi kendi perspektifinden değerlendirir. İtiraz eder, kaygılarını dile getirir. Bunların hepsi kıymetlidir.

Ancak kamuoyunu yönlendirmeye çalışan bazı anonim hesapların dili, Trabzonspor’un gerçek değerleriyle örtüşmez. Bu şehir sözünü saklamaz; ama sözünün arkasında da saklanmaz.

2007’de Şişli’de yaşanan Hrant Dink cinayetini hepimiz hatırlıyoruz. O acı olaydan sonra ortaya çıkan gerçekler, bir kişinin işlediği suçun bir şehre mal edilemeyeceğini açıkça göstermişti.

Bir şehir, bir camia; birkaç karanlık gölgeden ibaret değildir.

Trabzonlu geleneğinde kimse başkasının değneğinin arkasına saklanmaz.
Eleştirisini kendi adıyla yapar.

Ben de Ekrem İmamoğlu gibi Trabzonspor–Amedspor dostluk maçını destekleyenlerdenim.

Tüm itirazları ve çekinceleri dikkate alarak söylüyorum:
Bu memleket ayağa kalkacaksa bir yerden başlamak zorunda.

Neden başlangıcın odağında Trabzonspor olmasın?

Evet, Silivri’de Trabzonsporlu olmak zor.
Ama Trabzonsporlu zoru sever.

Ve biz, zor zamanların takımıyız.

Etiketler