A+ A-
Yorum
10

Ekrem İmamoğlu'nun casusluk davası ertelendi

Yayın Tarihi: 13.05.2026 - 15:36
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, danışmanı Necati Özkan, TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ ile Hüseyin Gün, “casusluk” davasında hakim karşısına çıktı.
Kaynak:HALKTV

Duruşmanın ilk gününde avukat Hüseyin Gün, ardından CHP’nin tutuklu Cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu savunma yaptı. İkinci gün ise TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ ile siyasi iletişim danışmanı Necati Özkan savunmalarını sundu.

SAVCI MÜTALAASINI AÇIKLADI

Necati Özkan ve avukatlarının savunmalarının ardından duruşma sona erdi. Savcılık sanıkların tutukluluk durumuna ilişkin mütalaasını açıkladı. Savcılığın, tutukluluk halinin devamına karar verilmesini istedi.

ARA KARAR AÇIKLANDI

Mahkeme, MİT Başkanlığı’na yazı yazılarak casusluk faaliyetlerine ilişkin bir rapor bulunup bulunmadığının sorulmasına, BTK’dan IP adresleri ve ilgili kayıtların tespitinin istenilmesine karar verdi.

Sanık Hüseyin Gün’ün mal varlığı üzerindeki tedbirin kaldırılması talebi ile TELE1 hakkındaki tedbirlerin kaldırılması talepleri reddedildi.

 

Mahkeme ayrıca tanıkların zorla getirilmesine hükmetti. Ekrem İmamoğluHüseyin GünMerdan Yanardağ ve Necati Özkan hakkındaki tutukluluk halinin devamına karar verildi.

Bir sonraki tutukluluk incelemesi 11 Haziran’da yapılacak. Duruşma ise 6 Temmuz 2026 tarihine ertelendi.

Duruşma sonrası konuşan Merdan Yanardağ, “Bu adil bir karar değil, iktidarın korkusu” dedi. Necati Özkan ise “Adalete inanmaya devam ediyoruz. Hâlâ adalete ve devlete inanıyoruz. Türkiye’nin bağımsız mahkemelerine güveniyoruz” ifadelerini kullandı.

 

Hüseyin Gün: Benim anlatımlarım etkin pişmanlık gibi yorumlandı

Hüseyin Gün ise, "Ben gerek emniyette verdiğim ifadede gerekse huzurunuzda verdiğim ifadede bildiklerimi devlet terbiyesi ve haysiyeti içinde tüm samimiyetimle aktardım ve kimseye -bunun altını çiziyorum- bu dosyada benimle beraber yargılanan kimseye casusluk iftirası atmadım, atmam. Bu beyanlarım, soruşturma savcılığınca olayın aydınlanmasına katkı sağlayacağı düşünülerek 'etkin pişmanlık' olarak kabul edildi. Bu tamamen savcının hukuki değerlendirmesinden ibarettir; ben de bu değerlendirmeyi kabul ettim. Zaten Sayın Başkan, ben emniyetteki ifademde ne örgüt yöneticisi olduğumu ne de casus olduğumu veya casusluk suçunu işlediğime dair herhangi bir ikrarda bulunmadım. Olmayan bir şey var olamaz" ifadelerini kullandı.

 

Necati Özkan: Çıkar amaçlı bir iddianame

Necati Özkan da kürsüde bir konuşma yaptı. Özkan şu şekilde konuştu: Sayın Başkan, Sayın Heyet, Sayın İddia Makamı. İddia makamının mütalaasını maalesef dinleyemedim; açık görüşte ailemle bir arada olduğum için. Ama biraz önce Sayın Ekrem İmamoğlu'na sordum özü nedir diye. Anladığım kadarıyla Sayın İddia Makamının mütalaası 2 temel esasa dayanıyor: Henüz delillerin toplanması tamamlanmamıştır (ki ortada bir delil kaldığını düşünmüyorum). Yeterince de delil vardır (o delillerin ne olduğunu biz bilmiyoruz, varsa bile görmedik). Dolayısıyla öncelikle bu mütalaanın iki ana dayanağının da konuya uygun olmadığını, dün ve bir önceki gün burada anlatılanlara ve dosya münderecatına uygun olmadığını söyleyerek başlamak istiyorum.

İkinci olarak; biraz önce dinlediğimiz Sayın Merdan Yanardağ'ın bu iddianameye ilişkin yaptığı nitelemeyi kesinlikle yanlış buluyorum. Sayın Merdan Yanardağ "Bu iddianame ideolojik bir iddianamedir." dedi. Asla! Bu iddianamede ideolojik bir şeye dayanmak yok. Bu iddianame tamamen pragmatist bir iddianame; pragmatist, Türkçesiyle "çıkar" demek. Yani çıkar amaçlı bir iddianameden bahsediyoruz. Burada tek bir çıkar var. O çıkarı gerçekleştirebilmek için bu iddianame hazırlanmış ve bu çıkar bize şunu söylüyor: "Ekrem İmamoğlu'nu içeride tut, Merdan Yanardağ'ın malına el koy." Özeti bu; başka bir şey yok.

Ben dün mahkemenin duruşmayı sonlandırmasından sonra hücreme döndüm ve doğrusu sabaha kadar "İlave ne var acaba, neyi kaçırıyorum?" diye elimdeki dosyalara biraz daha bakma gereği duydum.

Bunlar bu iddiaların kapsamında beraber casusluk eylemini gerçekleştirmekle suçlanıyorlar. Ne yapmış bu beyefendimizin şirketine? 2 ihale verilmiş. Hangi tarihte? Bu habere göre çok da öyle geçmiş zamanlarda olan bir şeyden bahsetmiyoruz. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'na bağlı Coğrafi Bilgi Sistemleri Genel Müdürlüğü'nün 6 Kasım 2024'te düzenlediği "Lisans Yönetimi Yazılımı Paketi" ile ilgili ihale. İhale 1.600.300.000 TL ile çıkıyor. Sayın heyet, 18 Haziran 2025 günü sözleşmesini imzaladığı bu şirkete bu ihaleyi 1.180.000 TL'ye veriyor. Casusluk yaptığını düşündüğümüz, iddianamede casusluk yapmakla suçlanan İngiliz vatandaşının sahip olduğu ya da yönettiği şirkete verilen bir ihale bu; henüz dün gibi yeni. İkinci ihale (bunları sayın mahkemenize sunabilirim, eğer elinizde yoksa Sayın Başkanım); Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'ın "Usta Siber İstihbarat Platformu Üyelik İhalesi". Bu da yine 18... pardon ilki 4 Aralık 2024'müş, düzeltiyorum. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile yapılan ihalenin sözleşmesi 4 Aralık 2024. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın düzenlediği Siber İstihbarat Platformu üyelik ihalesi ise 18 Haziran 2025 günü imzalanmış. Bunun da belgesi var; bu da 795.000 liralık bir ihale.

Demek ki bizim bildiğimizin dışında ya da bu iddianamede bahsedilenin dışında başka bir gerçek, başka bir hakikat daha var. O hakikatin ne olduğuna ilişkin dün akşam dosyaya biraz daha baktım ve dediğim gibi sabah 5'e kadar uyuyamadım gördüğüm hakikatin detayları konusunda. Çünkü burada Sayın Hüseyin Gün devletiniz lehine 15 Temmuz sonrası FETÖ'ye karşı hizmet verdiğini anlattı. Gerçekten de o anlatılanlar çerçevesinde baktığım zaman "BC Raporları" dediği raporlar var; 2 tane rapor gözüküyor iddianamenin en başında, 20-21. sayfalarda. Onlarda da Sayın Hüseyin Gül devletimizle çalışmış, Sayın Cumhurbaşkanlığı ile çalışmış. Yurt dışında Sayın Cumhurbaşkanının İngiliz Başbakanı ile görüşmesi için randevular organize etmiş. İngiliz Kraliçesi ile -vefat eden 2. Elizabeth ile- randevu organize etmeye çalışmış. Artı Amerikan Başkanıyla, yani Trump ile görüşme ayarlamaya çalışmış ve bütün bunlarla ilgili bir sürü detay var. Dün bu detayları okuyunca işin aslında hakikatin bizimle alakasının olmadığını da gördüm.


Dün sunumda atladığım bir konu; eğer sunumdaki şeyleri görebilirsek, hala elimizdeyse 11 numaralı görselin açılmasını istirham edeceğim. Hüseyin Bey'in, Hüseyin Gün'ün iş arkadaşları aslında çeşitli şirketlerle ilgili verileri nereden bulmuşlar? Burada birkaç şey var Sayın Heyet. Bir kere Hüseyin Bey'in 25.10.2025 tarihli ifadesinin 17, 18 ve 19. sayfalarında olan bazı şeyler var ama önce şunu anlatayım; Hüseyin Bey'in ekibi Hüseyin Bey'e bir mesaj atıyor. Diyor ki: "200 dolarlık bir şey bulduk. Yeni bir data bulduk. Türkiye'deki 15.8 milyon vatandaşın ve bir spor kulübüne ait insanların e-postaları ve onların şifreleri." Orada yazışmalar var; tarihe dikkat edin, 25.10.2025 tarihli Hüseyin Gün'ün ifadesinde. Orada "member" denen sayfadan üye olduklarını anlıyoruz ve o sayfaya girerek her bir konuda ayrı ayrı araştırma yaptıklarını, "search" ettiklerini görüyoruz.

En alttaki ekran görüntüsünde ise 2016'da -pardon Sayın Başkan, 2016'da- Natex isminde bir şirketin yöneticilerinin e-postasının detayına girmek istediğini anlıyoruz. 2017'de Çolakoğlu şirketinin e-postalarının detaylarına bakılıyor. 2019'da Focus Bilişim, Melih Gecek'in şirketinin detaylarına bakılıyor. Keza 2018'de Murat Ülker'in ve Turkcell'in e-maillerinin detaylarına bakılıyor.


Özetle söylemeye çalıştığım şey şu Sayın Başkanım: Zaten bunları yapan iş arkadaşları var Sayın Hüseyin Gül'ün. Dolayısıyla bu davaya özgü, İBB kaynaklarına özgü bir durum değil ve bizim tanıştığımız tarihten sonra olan bir durum değil. 2016'dan beri devam edegelen bir iş yapmak için bu aslına bakarsanız. Açık kaynaklardan buldukları verileri kullanmakla ilgili bir pazarlama yönteminden bahsediyoruz aslına bakarsanız. Dolayısıyla bunları görünce, bu davada iddia makamının, Sayın Savcımızın "yeterince delil var" derken neyi kastettiğini bir parça daha anlayabiliyorum ben şimdi. Bu delillerin bizimle bir ilgisi yok; bu deliller başka konularla ilgili ve anlaşılan o ki sır niteliğindeki devlet işleriyle ilgili deliller. Casuslukla ilgisi yok, bizim konumuzla ilgisi yok. Biz burada demin söylediğim gibi 2 nedenle bulunuyoruz: Ekrem Bey'in itibarını biraz daha zedelemek, 2019 seçimlerini kirletmek ve Sayın Merdan Yanardağ'ın televizyon kanalına el koyabilmek.


Bir diğer konu; bakın öbür davada, İBB Büyük Davası'nda alınmış bir USOM raporu var. Bu USOM raporu da o davada asıl konu olan ve bu davanın da bir parçası edilen ama aslında tek şey; "İstanbul Senin", "İBB Hanem" konularında bir veri sızıntısının olup olmadığı. Bu rapor ve bu konu incelendiği zaman, veri sızıntısının söz konusu olduğunun söylendiği tarihte ben Kandıra'da 3 aydır tutukluyum. Bizimle hiç alakası yok. Artı, eğer doğruysa bu verinin çıkabileceği tek bir yer var: Rus siber lideri. Eğer ortaya bir veri servis edildiyse, Rus siber lideri yine bu davaları kirletmek üzere bu süreci genişletiyor.


Son olarak Sayın Başkanım; bu raporlarda ortaya konan çabanın bir casusluk davası meselesini çözmekle ilgili bir çaba olmadığını, tam tersine bu tutuklulukları uzatmakla ilgili bir çaba olduğunu görüyoruz. Gerek Ekrem Bey, gerek Merdan Bey kendi durdukları yerden net olarak konuyu anlattılar. Burada bir siyasi dava görülüyor ve biz bu siyasi davada olmayan bir suçtan dolayı, yapmadığımız bir eylemden dolayı kendimizi savunmakla meşgul ediliyoruz. Dün de söylemiştim; olmayan bir koyundan çift post çıkarma çabası bu. Hem 13 İBB davası hem casusluk davası. İkisinin anlatmaya çalıştığı şey de aynı ve ikisi de dayanaksız. İkisinde de herhangi bir delil yok; Sayın Savcı'nın yorumları var, o kadar. Ve o yorumların hiçbirisi hiçbir tanığın ifadesine, hiçbir sanığın ifadesine, hiçbir delile, hiçbir gizli tanığın ifadesine falan da dayanmıyor. Tümüyle mücerret yorumlar.

Dün bir parça söyledim; maksadı ne olursa olsun eski bir Harbiyeli, eski bir muvazzaf subay ve 42 yıllık her yaptığını ülkede şeffaflıkla anlatmış bir iletişimci, profesyonel bir iletişimci olarak ben bu gayriciddi iddianameyi çok ciddiye aldım. İlk günden itibaren hem kendi arkadaşlarıma, dostlarıma hem de Türkiye'yi yönetenlere mektuplar gönderdim. Her ay bir mektup gönderiyorum. Hatta "Mektuplar" adıyla bütün hükümet üyelerine, Cumhurbaşkanlığına, Adalet Bakanlığına, Türkiye'deki parlamentoda bulunan bütün siyasi partilerin genel başkanlarına, 600 milletvekilinin tamamına, bütün yüksek yargı organlarına ve medyaya aynı mektubu her ay gönderiyorum. Şunu yapmaya çalışıyorum: Ey Türkiye'yi bugün yönetmekte olanlar ve ey potansiyel olarak Türkiye'yi gelecekte yönetebilecek olanlar; bilin ki Türkiye Cumhuriyeti yargı sistemi çökmüş. En azından bize bu işleri yapanların bulunduğu taraf çökmüş. Tamamı için bunu söyleyemeyiz ama bilin ki burada artık hukuk yok, keyfilik var. Burada "delile dayanmadan, ispata dayanmadan senden şüpheleniyorum, seni tutukluyorum" kafası var.


Bu yapılamaz, yapılmamalı. Bütün bunları yaparken hem ülkemizi yönetenlerin bu işlerden haberdar olmasını sağlamayı istiyorum hem de hakikatin ortaya çıkmasını ve adaletin tecelli etmesini istiyorum. Adalet yoksa hiçbirimizin uyacağı ve onaylayacağı bir irade de söz konusu olamaz. Adaletin olmadığı bir iradeye hiç kimsenin boyun eğme ihtimali de kalmaz. Adaleti olmayan bir iradeye karşı durmak da bir vatandaşlık ve insanlık görevi olur. Dolayısıyla biz sizden, Sayın Mahkememizden sadece adalet istiyoruz, başka bir şey istemiyoruz. Adaletin gecikmesinin kimse adına bir faydasının olmadığını da söylemek istiyorum. Bir Anglosakson deyişi vardır: "Bir masum içeride kalacağına 99 suçlu dışarıda gezsin evladır" derler. Tek bir masuma zulmetmenin bütün bir toplumu çürütmekle eş anlama geldiğini söylerler.

Ben masumum Sayın Başkanım, Sayın Heyet. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine hiçbir bilgi, belge toplamadım; hiç kimseye vermedim. Bununla ilgili hiçbir delil yok, hiçbir beyan yok bütün bu davanın ve dosyanın içeriğinde. Lütfen bu zulme son verin. Beni, Ekrem Bey'i ve Merdan Bey'i lütfen bir an önce tahliye edin ve hızla beraat ettirin. Saygılarımı sunuyorum.

Merdan Yanardağ: Mütalaayı reddediyorum

Merdan Yanardağ da kürsüde söz aldı. Yanardağ: "Tele1’e el koymak, arkadaşlarımızı susturmak, İmamoğlu’nu kuşatmak amacıyla… Ama yapamayacaklar, mümkün değil. Bu olmayacak. Adaletin olmadığı yerde toplumsal bir barış olmaz. Bir darbe rejimiyle karşı karşıyayız.

Benim sicilim dökülmüş; bunların tamamı basın suçlamaları. Hiçbirinden sabıkam yok. Hepsi gazetecilik faaliyeti.

Tele1’in finansman kaynağı izleyicileridir. Neden bir MİT değerlendirmesi yok casusluk davasında? Halkın yüzde 85’i bu casusluk davasına inanmıyor. Savcı mütalaasında İletişim Başkanlığı’na yazı yazılmasını, delillerin toplanmasını talep ediyor. Ne delili ya? Böyle bir şey olabilir mi? Size verilen devlet gücünü kullanarak insanları hapsetmişsiniz. Mütalaayı reddediyorum."

İmamoğlu'ndan mütalaaya tepki

Savcının mütalaasının açıklamasının ardından İmamoğlu tepki gösterdi. İmamoğlu, "

Sayın Başkan, Sayın Heyet. Evet, tabii iddia makamının yine ipe un sereceğini tahmin ediyordum. Benim için fark eden bir şey yok. İddia makamı aynı pozisyonunu, aynı rolünü korumaktadır. Tesadüfen dün akşam yazmış olduğum metinde de "yapmıştır, söylemiştir" diye yazdığım ifadelere "söylemeye devam ediyor, yapıyor" diye yazmıştım. Beni yanıltmadığını gördüm. Çünkü aynı düzen, aynı kara düzen devam etmektedir. İddia makamı ne yazık ki siyasi bir iktidara bağlı ofis gibi çalışmaktadır. Bunu net olarak ifade edeyim.


Çünkü bu dava siyasidir Sayın Başkan, Sayın Heyet. İktidarını korumak isteyen zihniyet ve yargıdaki aparatlarıyla hazırlanmış bir kurgudur; kötü bir kurgudur. Gerçekten absürt, saçma gibi terminolojik neyi sıralayabilirim, ardına ne ifade edebilirim bilemiyorum. Ne bir delil ne de bir beyan söz konusu olmayan bir yerde, delillerin ortada olduğunu ifade eden bir iddia makamının gerçek dışı bir süreç uyguladığı da bir realite. Aslında bu işin aylar öncesinden nasıl tasarlandığını, nasıl planlandığını, kapalı kapılar ardında nasıl konuşulduğunu; hatta bazı insanların nasıl korkutulmak için aracılar tarafından korkutularak "casusluk da hazırlanıyor" diye ta Temmuz aylarında konuşulduğunu daha dün dinledik, dinlemeye devam ediyoruz başka salonlarda, başka ortamlarda.

Dolayısıyla ben hiç şaşırmadığımı ifade etmek istiyorum. Ama yine derin bir üzüntüyle, Yüce Türk yargısının bu şekilde aşağılanmasına katkı sunan çalışmaları sürdürmelerini de esefle kınıyorum. Tekrar ediyorum Sayın Başkan; bu iddianame gerçekten ama gerçekten bir hukuk cinayetidir. Lütfen bu tespitimizi dikkate alınız Sayın Heyet, Sayın Başkan. Bu iddianame; iftiraname, gıybetname, menfaatname, terfiname... Diğerlerinin sıfatları gibi gerçekten bir hukuk cinayetidir. Yazıktır, günahtır; bu memlekete günahtır.


Bu iddianameyi hazırlayanlar kötü niyetlidir. Talimat doğrultusunda her şeyi ama her şeyi, aklınıza gelebilecek her şeyi, her türlü işkenceyi -tırnak içinde can bile söz konusu olsa- her şeyi yapabilecek kişilerdir ve uygulamalara hazır ve nazır kimliklerdir. Onlar için talimat, menfaat ve elde edecekleri terfi yeterlidir. Zaten bir kısmı için yeterli olmuştur şu anda geldikleri makam itibarıyla; ama bakan, ama bakan yardımcısı, ama genel müdür, ama başka şeyler. Bu mudur yani dünya? Yani yaşadığımız Türkiye, dünya ya da milletimiz ya da inancımız bu mudur yani? Bu mu bize öğretildi? Onun için mi memleket, 103 yaşında bir Cumhuriyet var ya da bizler onun için mi büyüdük, yetiştik; sizler o koltuktasınız, bizler buradayız? Bunun için mi yani?


Ama şükürler olsun ki bir avuçlar, bir avuç. Bu kadar; elimin içi kadar. Bu manada bu insanların pozisyonu budur. Daha önce ifade ettim, bu iddianame üzerinden ne yapılmak istenmiştir? "Ekrem İmamoğlu'nu imha edelim, buna devam etmek için bir şey daha uyduralım." 13. mü oldu, 15. mi oldu onu da bilmiyorum. "Necati Özkan'a ek bir tutuklama yaratalım buradan. Merdan Yanardağ'ın da kanalına çökelim, hatta fırsat bu fırsat bir de birine satalım." Bu kadar acıdır manzara. Gerçekten hani 4. kişiyi söylemiyorum ama zaten söyleyeceklerini söyledi size. Yani ben duyarken böyle üzüntüyle dinledim ama iddia makamı bunu nasıl dinledi, neresinden dinledi, nasıl anlattı, nasıl anlamaya çalıştı. İnanın tasavvur etmek mümkün değil.


Siz bu kutsal makamda, çok kutsal bir makamdasınız. Geçenlerde bir avukat şöyle tarifledi; yani "çok kutsal, neyle eşleştirsen" diye tarifledi. Hani biz "haşa" deriz tabii ama hani "Tanrı gibi, daha ötesi yok" yani kimseye bağlı değilsiniz diye bir tarifte bulundu. O kadar önemli, kutsal, 86.000.000 insan. Yani ne etki altında kalabilirsiniz 86.000.000 insan adına ne de birinin talimatını alabilirsiniz. Bu kadar kutsal bir makamdasınız. Onun için temsil ettiğiniz bu koltukta, bu ağır suçu işleyen bu bir avuç muhterisin suçuna ortak olmamalısınız.

Sormak lazım, Türkiye’nin bir anayasası var mıdır? Bunlar her yurttaşın sorması gereken sorular olup yakıcı bir şekilde gündemdedir.

Böyle bir suçlamanın düşünülmesi bile akıl dışıdır. Tutuklama, her şeye zarar vermektedir. İnsanları dışlamış, bölmüş, parçalamış…

42 yıllık saygın bir iletişimciyi tutuklamak. İki fikir adamını, iki aydını tutuklu yargılama… Neden casusluk ve vatan hainliğinden? Millet buna gülüyor. İçi yanıyor ama kahkahayla gülüyor… Bana mütalaaya karşı diyeceğim soruldu, şunu diyeyim: Sayın Necati Özkan ve Merdan Yanardağ tahliye edilsin. Benim görüşüm ve talebim budur.

Bu yüz karası durumdan bu milleti bir an önce kurtarın. Başınızı yastığa rahat koyamazsınız. Rayından çıkmış yargı sisteminin düzelmesine katkı sağlamak zorundasınız.

Bu dava, zannetmeyin basit sıradan bir dava; gerçekten milletin bekası, geleceğiyle ilgili çok önemli bir davadır. Bu eziyete bir son verin. Saygılarımla" dedi.

Etiketler