Dünya Kupası 2026
A+ A-
Yorum
10

Ergin Keleş: Trabzonspor Haddini Bilmediği İçin Büyük Kulüptür

Yayın Tarihi: 02.07.2026 - 12:01
Trabzonspor’un eski futbolcusu ve Gençlerbirliği Yardımcı Antrenörü Ergin Keleş’ten T DERGİ'ye çarpıcı açıklamalar
Kaynak:HABER MERKEZİ

Trabzon’un yetiştirdiği önemli sporculardan, Trabzonspor’un eski futbolcusu ve Gençlerbirliği’nde yardımcı antrenörlük görevini sürdüren Ergin Keleş, Trabzon Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan T Dergi’nin Temmuz sayısına özel açıklamalarda bulundu. İşte Ergin Keleş’in kariyerine, futbola ve Trabzon’a dair değerlendirmelerinin yer aldığı o röportajı siz değerli okurlarımızla paylaşıyoruz: “Futbolun sadece yeşil sahadan ibaret olmadığını; onun arkasındaki sosyolojiyi, aidiyeti ve insan kalabilme sanatsallığını her fırsatta hatırlatan bir isim Ergin Keleş. Kramponlarını astıktan sonra da oyunun kokusundan uzaklaşmadı; bu kez kulübede, bilginin ve tecrübenin izini sürüyor. Nasıl Yıldız Olunmaz? kitabıyla saha içinin görünmeyen trajedilerini ve felsefesini kaleme alan eski milli futbolcuyla; Gençlerbirliği’ndeki yeni mesaisini, futbolcuların emeklilik sonrası düştüğü o derin boşluğu “futbol müptelalarının beklediği an” olan Dünya Kupası’nı ve elbette “çoka karşı azın mücadelesi” olarak tanımladığı memleketi Trabzon’u konuştuk.”

FUTBOLUN OLDUĞU HER YERDE HAREKET HALİNDEYİZ


SORU: Futbol kariyerine nokta koyduktan sonra yeşil sahalardan çok da uzun bir süre ayrı kalmadın. Bu sefer saha kenarında, teknik kadroda futbola hizmet ediyorsun. Nasıl gidiyor yeni dönem?


ERGİN KELEŞ: Şu an Gençlerbirliği Kulübü’nde Metin Diyadin Hocamla birlikteyiz. Futbolculuktan antrenörlüğe geçiş, oyunun geometrisini ve ruhunu başka bir açıdan görmeyi zorunlu kılıyor. Kulüp olarak oldukça zorlu, yıpratıcı bir süreci geride bıraktık; adeta küllerimizden doğduk diyebilirim. Şimdi tüm konsantrasyonumuzu yeni sezona verdik. “Yeni sezonda oyunumuza neler katabiliriz, taktiksel ve zihinsel olarak neleri yenileyebiliriz?” sorusunun üzerine düşünüyoruz. Kısa bir tatil dönemimiz olacak elbette ama bizim meslekte zihin hiçbir zaman tatile çıkmıyor. Lig bitse de saha dışındaki mesaimiz, analizlerimiz ve arayışımız hiç bitmiyor; futbolun olduğu her yerde biz de hep hareket halindeyiz.

KORKULAN BOŞLUĞA DÜŞMEDİM


SORU: Uzun süren profesyonel spor hayatından sonra birçok futbolcunun ciddi bir boşluğa, hatta kimlik krizine düştüğünü görüyoruz. Sen bu geçişi nasıl atlattın?
ERGİN KELEŞ: Maalesef futbolcuların kariyerleri boyunca yaptığı en ciddi, en trajik hatalardan biri bu. Sahada oldukları yıllarda “insan biriktirebilmeyi” hayatı genişletebilmeyi pek beceremiyorlar. Futbol oynadıkları dönemde, dış dünyanın rüzgarlarından yalıtılmış, tabiri caizse steril bir akvaryumun içindeler. O parıltılı dünyada çok fazla insana ya da derin ilişkilere ihtiyaç duymadıklarını sanıyorlar. Ancak spot ışıkları söndüğünde ve futbolun ardından o büyük, gerçek dünyaya adım attıklarında iş değişiyor. İşte o yeni hayatta, futbolculuk döneminde inşa ettiğiniz gerçek dostluklar ve entelektüel yatırımlar sizin en büyük dayanağınız oluyor. Bu ilişkileri kuramayan, dünyasını genişletemeyen sporcular sudan çıkmış balığa dönüyor ve derin bir boşluğa düşüyor. 35 yaşından sonra hayata sıfırdan başlamak ve o boşlukla yüzleşmek büyük bir tehlike; bunu yaşayan çok dostumuz var. Ben futbol oynarken sahada topun gittiği yeri gördüğüm kadar, sonrasını da görmeye çalıştım. Kendimi sadece fiziksel olarak değil, zihnen de hep aktif ve uyanık tutmaya gayret ettim. Haliyle o korkulan boşluğa düşmedim. Oyundan kopsam bile edebiyatla, sinemayla, yeni insanlarla ve bitmeyen okumalarla o boşluğu hemen dolduruyorum.

TRABZON, BÜYÜK ENDÜSTRİYEL EKONOMİLERE SAF İNATLA KAFA TUTMUŞTUR


SORU: Trabzonlusun. Trabzon ve Trabzonspor senin iç dünyanda tam olarak neyi ifade ediyor?


ERGİN KELEŞ: Trabzon benim için bir şehirden, coğrafi bir terimden çok daha fazlası; orası köklü bir yaşam kültürü, bir varoluş biçimi. Ben hayata dair pek çok temel öğretiyi futboldan öğrendim; futbola dair o hırçın, gururlu ve pes etmeyen karakteri de Trabzon’dan ve Trabzonspor’dan aldım. Kelimenin tam anlamıyla Trabzonspor futbol kültürünün rahlesinden geçmiş, orada yetişmiş bir adamım. Bizim kuşağın üzerinde emeği büyük olan, en sevdiğim öğretmenim Özkan Sümer tarafından ruhumuza üflenen o ilkeler, hayatımın birçok dönüm noktasında önümü aydınlatan birer ışık oldu. Bu şehre ve onun temsil ettiği değerlere kalpten bir aidiyet hissediyorum, bunun gururu da bana yetiyor. Trabzon insanının, o toprağın kendine has bir havası, bükülmez bir doğruluğu vardır. Trabzon kenti ve Trabzonspor’un varlık mücadelesi, özünde çoka karşı azın mücadelesidir; yerleşik güçlü odaklara karşı bir başkaldırıdır. Futbolda sıkça duyduğumuz o ezber cümle vardır ya: “Haddini bilerek oynamak...” İşte bu kavram Trabzon’un lugatında ve genetiğinde yoktur. Çünkü Trabzon, tam da o haddini bilerek oynamayı reddettiği, o dar sınırları yırtıp attığı için Anadolu’dan çıkıp büyük bir kulüp olmuş, devrim niteliğinde şampiyonluklar elde etmiştir. Büyük endüstriyel ekonomilere karşı o saf inatla kafa tutabilmiştir. Onu futbol tarihinde özel ve biricik kılan şey de bu tavizsiz tarzıdır.

TRABZON’DA RUHUMU TAZELİYORUM


SORU: Peki, yoğun temponun arasında memlekete gidip gelebiliyor musun, bağların ne durumda?


ERGİN KELEŞ: Ne demek gidip geliyor musun? (Gülüyor). Annem, babam, neredeyse tüm çocukluğum ve akrabalarım hâlâ orada. Tabii ki her fırsatta gidiyorum, bu yaz da ilk fırsatta orada olacağım. Benim o topraklardan tamamen kopmam, orayı unutmam eşyanın tabiatına aykırı. Trabzon benim için sadece nüfus kütüğümün bulunduğu ya da doğup büyüdüğüm bir şehir değil; orası benim dünyada kendimi en yalın, en güvenli ve en ait hissettiğim yegane yer. İnsan profesyonel hayat gereği yıllarca başka şehirlerde, bambaşka kültürlerin içinde yaşıyor belki; ama çocukluğunun koştuğu o dar sokakları, dalgaların kıyıya vurduğu o sert denizin kokusunu ve o şehrin insanının samimi hırçınlığını asla hafızasından söküp atamıyor. Trabzon’a ayak bastığım an, tüm yorgunluğum gidiyor ve kendimi gerçekten “evimde” hissediyorum. O yüzden o şehri ziyaret etmek benim için bir lüks değil, bir ruh tazelemektir.

YAYLALARIMIZIN HEPSİNİ SOLUMAK LAZIM


SORU: İlk kez Trabzon’a gidecek, o kültürü yerinde soluyacak birine rehberlik etsen, nereleri görmesini önerirsin?


ERGİN KELEŞ: Trabzon’u sadece şehir merkeziyle sınırlı tutmak ona büyük haksızlık olur. İlçe ilçe, vadi vadi düşünülmesi gereken muazzam bir coğrafya burası. Tarihî ve kültürel bir tur için şehir merkezinde Atatürk Köşkü, Hasan Paşa Hamamı, Zağnos Vadisi, Ayasofya Camii ve Ortahisar Camii ilk duraklar olmalı. Kulübün o şanlı hafızasına tanıklık etmek için Trabzon Şehir Müzesi ve elbette Trabzonspor Müzesi mutlaka gezilmeli. Ama Trabzon’un asıl ruhu yukarılardadır; sislerin arasındaki o muhteşem yaylalarımızın hepsini solumak lazım. Maçka’ya doğru uzandığınızda kayaların bağrına gizlenmiş Sümela Manastırı, Vazelon Manastırı ve o eşsiz lezzetiyle Hamsiköy sizi karşılar. Tabiat harikası Uzungöl de listenin ayrılmaz bir parçasıdır. Tabii bir de işin gastronomi boyutu var ki Trabzon bu konuda tam bir hazine. Merkezdeki lokantalardan ilçelerdeki salaş mekanlara kadar uzanan, tereyağının ve mısır ununun hayat verdiği o zengin yöresel lezzetleri tatmadan dönmek, Trabzon’u eksik bırakmaktır.

TAKTİK TAHTASI DEĞİL, HAYATIN KENDİSİ


SORU: Geçtiğimiz yıllarda futbolun arka bahçesini ironik ve samimi bir dille anlatan Nasıl Yıldız Olunmaz? isimli kitaba imza atmıştın. Masanda yeni bir kitap çalışması, yeni bir yazın yolculuğu var mı?


ERGİN KELEŞ: Şu an için ufukta yeni bir kitap projesi görünmüyor. Tüm enerjimi, zamanımı ve odağımı tamamen teknik direktörlük/antrenörlük kariyerime vakfetmiş durumdayım. Futbol teorisi üzerine kendimi geliştirmeye, dünyadaki modern taktikleri incelemeye ve sürekli yenilenmeye gayret ediyorum. Bu süreçte odak noktamı bölecek, dikkatimi dağıtacak başka bir kanala girmek istemiyorum. Ama okuma serüvenim hiç hız kesmeden, aksine derinleşerek devam ediyor; çünkü iyi bir teknik adamın beslendiği yer sadece taktik tahtası değil, hayatın kendisidir. Fırsat bulduğum her boşlukta edebiyata sığınıyorum. En son Albert Camus’nün o sarsıcı varoluşçu metinlerini ve Maksim Gorki’nin o muazzam nehir üçlemesini; yani Çocukluğum, Ekmeğimi Kazanırken ve Benim Üniversitelerim kitaplarını yeniden okudum. Hayatın içindeki o sert mücadeleyi ve insan kalma kavgasını okumak, sahaya baktığımda da insanı daha iyi anlamamı sağlıyor.

Etiketler