Muhittin Öztürk: Mehmet Ali Yılmaz aday olsa gel dese hiç çekinmeden giderim
Yayın Tarihi: 26.03.2021 - 12:22 | Güncelleme Tarihi: 26.03.2021 - 16:13
‘Yemin ettim, başkan olmadan yönetime girmem’ diyen Öztürk bu sözünü ancak tek şartla bozacağını söyledi: ''MEHMET ALİ YILMAZ ADAY OLSA GEL DESE HİÇ ÇEKİNMEDEN GİDERİM''
“Geçmişte yemin ettim, ‘başkan olmadan asla yönetime girmem’ diye ama Mehmet Ali Yılmaz aday olsa ve dese ki ben başkan oluyorum gel dese hiç çekinmeden bu yaşımda yanına giderim.”
“Mehmet Ali Yılmaz ilk yönetim kurulu toplantısında kulübün borcu ne dediklerinde bir çek yazıp tüm borcu ödeyen adamdır. Kurulduğu günden beri kimse Trabzonspor’a öyle bir para vermedi.”
ÖZEL RÖPORTAJ - BEHRAM KILIÇ
Trabzonspor camiasının 7’den 77’ye en çok tanıdığı yönetici hiç kuşkusuz Muhittin Öztürk’tür. Sadece 8 yıl aktif yöneticilik yapmasına rağmen 1972 yılından beri kulübe maddi manevi destek veriyor. Ulusal medyada da Trabzonspor’un yılmaz savunucusuydu. Tarihte en fazla demeç veren yönetici de ondan başkası değil. Hatta yıllarca köşe yazarlığı da yaptı. Bugün 80 yaşında. Kendisiyle İstanbul’daki ofisinde buluştuk, dünü, bugünü ve Trabzonspor sevgisini konuştuk.

- Trabzonspor ile ilk temasınız nasıl oldu?
İlk 1972’de geldiler bana. İlk yardımı o tarihte yaptım Trabzonspor’a. Benim İstanbul Aksaray’da yazıhanem vardı. O tarihte rahmetli Yılmaz Çebi, İbrahim Cevahir ve Ali Rıza Uzuner ile birlikte Trabzonspor’un o günkü Başkanı ofisime geldiler. Açık konuşayım Trabzonspor o zamanlar ikinci ligdeydi. Çok ilgilenmiyordum Trabzonspor’la. Ben G.Saraylıydım ama o yardımı yaptıktan sonra Trabzonspor’a ilgi duymaya, maçlarına gitmeye başladım. İlk Bandırma’ya gittim. Sonra Ankara’daki PTT maçına. O gün yenildik ve ligi ikinci bitirdik. Yensek şampiyonduk. O maçtan sonra Trabzon öze döndü. Sonrasında da şampiyonluklar gelmeye başladı. İlk gittiğim yurt dışı deplasmanı da Liverpool maçıydı. 30’a yakın arkadaşımı götürmüştüm maça. Sonra Danimarka’ya gittik, hakem bizi katletti.
- Yönetime ilk ne zaman girdiniz?
Trabzonspor’da 8 yıl yöneticilik yaptım. İlk 93 yılının Aralık ayında Sadri Şener yönetimine girdim. Sonra Faruk Özak ve Mehmet Ali Yılmaz ile çalıştım. Her maça giderdim. Yönetimin içinde olsam da olmasam da. Müteahhitlik yapıyordum ayrıca gemilerim vardı. Salih Erdem ve sonraki tüm başkanlarla iç içeydim. Ahmet Ağaoğlu ile dargınız. Mehmet Ali Yılmaz ile her gece beraberdik. Ufak hesapları ödemezdi. Kendini beğenmiş biri de asla değildi. Ünal’ı aldığında cebinden 5.5-6 milyon dolar para verdi. Bastı parayı aldı Ünal’ı. O tarihte F.Bahçe ve G.Saray’ın o parayı verecek gücü yoktu. Mehmet Ali bonkördür. Paraya bakmazdı. Yanına gittiğinde de hep ‘evet’ der sana. Kimseye ‘hayır’ demez. Bugün başkanlığa aday olsa ki ben geçmişte yemin ettim ‘başkan olmadan asla yönetime girmem’ diye ama Mehmet Ali Yılmaz aday olsa ve dese ki ben başkan oluyorum gel dese hiç çekinmeden giderim. Yaşımız geçti artık, yoksa yönetime talip falan da değiliz.
- Mehmet Ali Yılmaz çok genç yaşta başkan oldu. O yıllara dair neler söylemek istersiniz?
33-34 yaşındaydı kulübe başkan olduğunda. İbrahim Cevahir ile yardım geceleri yapardık o zamanlar. Vatan Caddesi’nde bir gazinoda. O gecelere Çaykara, Sürmene, Araklı ve Of kazalarından insanlar katılırdı. Diğer kazalardan pek kimse olmazdı. Çünkü o yıllar sadece bu dört ilçemizin derneği vardı. O gecelerde yardım toplardık Trabzonspor’a. Herkes birbirini tanırdı. Gençtik. İşte İbrahim Cevahir’de çok yardım etti Trabzonspor’a. Maddi yardımı kast etmiyorum. Organizasyon ve o tür geceleri düzenleme anlamında. Mehmet Ali Yılmaz’ı da o getirdi Trabzonspor’a başkan yaptı.
- Mehmet Ali Yılmaz’ın onursal başkanlığı için neler söylemek istersiniz?
Trabzon insanı vefalıdır. Onursal Başkanlığını kimse tartışamaz. Mehmet Ali Yılmaz ilk yönetim kurulu toplantısında kulübün borcu ne dediklerinde bir çek yazıp tüm borcu ödeyen adamdır. Kurulduğu günden beri kimse Trabzonspor’a öyle bir para vermedi. 20 milyon lira gibi bir rakamdı. Şehirde kimsede de öyle bir para yoktu. Yönetici arkadaşlar gözlerine inanamamışlardı çekte yazılan rakamı gördüklerinde. Sonra yaptırdığı tesisler. Şimdi işe böyle başlayan bir adamın neyini tartışıyorlar?
- En çok tanınan yöneticilerdensiniz. Bu nasıl oldu?
Takım İstanbul’a her geldiğinde futbolcuları ve yöneticileri akşam yemeğine götürürdüm. En fanatiği ben oldum takımın. O zaman kimsede araba yoktu. Ben de Alman plakalı 350 Mercedes vardı. O arabayı futbolculara verirdim.İstanbul’u gezerlerdi. Tüm şampiyonluklarda vardım. Kaldırmadığım kupa yok. 1976’da TRT günde iki üç saat yayın yapıyordu. Trabzonspor şampiyon oldu. O gün yönetici Utku Bozoğlu, futbolcular ve hocamız Ahmet Suat ileTRT stüdyolarına giden ve orada röportaj verenlerden biriydim. Yani medyada da Trabzonspor’u en çok anlatan insan oldum. O gün bugün hiç ayrılmadım takımın peşinden. Son birkaç seneye kadar. 8 sene Star’da yazı yazdım. Televizyonlarda her hafta programlara çıktım.Trabzonspor’un sözcüsüydüm. Trabzonspor’a benim yanımda kimse bir laf edemezdi. Ben taraftar değil, tarafım. Tüm hareketlerimde Trabzonspor yöneticisi olduğumu da unutmadan hareket ettim. Trabzonspor’un ağırlığını taşıyacak duruşa sahip olmaya çalıştım.
- 1995-96’da kaçan şampiyonluk ile ilgili bir anınız var mı?
Biz o sezon şampiyonluğu Van maçında kaybettik. Mesut Yılmaz yeni başbakan olmuştu. ‘Trabzon’da büyük olaylar olacak’ dediler. O da buna inandı. Erzincan’dan Erzurum’dan birçok polisi şehre yığdı. Ama bunlar bahane değil. 1-0 galiptik. O goller de yenmezdi. Gitti şampiyonluk. Ama Van maçını kazansak F.Bahçeli birçok oyuncu Trabzon’a gelmezdi. Van maçından sonra bir restoranda oturuyorduk. O maçımızı yöneten hakem de yan masadaydı. Bize ‘bu mağlubiyet şampiyonluğa mal olabilir’ demişti. 30-40 tane gol kaçırmıştık o gün.
- Trabzonspor size ne kazandırdı?
Bana çok şey verdi. Herkes beni tanıdı. Ama asıl ben kendimi tatmin ettim.
- Siz yokluk zamanlarında yöneticilik yaptınız. Şimdiki yöneticileri daha şanslı buluyor musunuz?
Daha şanslılar tabiiki. Bizim zamanımızda naklen yayın gelirleri böyle değildi. Bir tek Avrupa maçlarından maç yayın geliri alabiliyorduk. Yöneticiler cebinden para vermeye çalışırdı. Mehmet Ali Yılmaz bir yönetim kurulu toplantısında ‘herkes vereceği parayı yazsın’ dedi. 50 bin dolar bile yazan yoktu. Şimdi cebinden para vererek de yönetilemez kulüpler. Cumhurbaşkanı olmasa şu an bir çok kulübün kapısına kilit vurulurdu.
- Hiç başkan olmak gibi bir öneriyle karşılaştınız mı?
Evet. 90’lı yıllarda Sadri Şener istifa etti. ‘Yeni yönetim yapacağız’ dediler. Ama yine aynı adamlar var. Kimse de para vermiyor. O zamanlar bugünkü gibi değildi. Kimse de yöneticiliğe öyle aman aman atlamıyordu. Trabzon’da bir toplantı yaptık. Kulübün borçları var. Salih Erdem ile ikimiz o gün kulübe 1 milyon lira bağışladık. Bana o gün ‘başkan olur musun’ dediler. ‘Olmam’ dedim. O zaman bende 4-5 gemi vardı. Kulüp için insanlardan yardım topluyordum. ‘Dedim ki ‘başkan olursam, kimseden para alamam. İnsanlar bana ‘başkan sensin, gemilerin var, sen ver’ der. Kabul etmedim. Faruk Özak’ı başkan yapalım dedim. Faruk başkan oldu. Ama yine beni çağırdılar. Lig yeni başlamıştı. Futbolcuların alacakları vardı. Kasada para yok. 500 bin dolar lazım dediler. Eğer ödenmezse futbolcular maça çıkmayacakmış. Ödedik o parayı. Sonra da geri aldık.
- Bu kadar yıl içinde unutamadığınız maç hangisiydi?
Aston Villa maçı. Deplasmanda 10 kişi kalmıştık. Son dakikada golü attık. Kalecimiz Rus’tu. İyi oynamıştı. Ahmet Ağaoğlu getirmişti onu Odessa’dan. Maçın bitmesine 5-6 dakika kala dayanamadım, stattan çıktım. Arka tarafta salona geçtim. Onları eleyince de tüm yöneticiler sahaya indik. Taraftarlarımızın olduğu tribünlerin önüne geldik. Zemin ıslaktı, yüzükoyun çime uzanarak kendimizi ileri doğru attık.
- Unutamadığınız futbolcuyu sorsam?
Ben Ali Kemal’i çok severdim. Adam geçerdi. Arkasından İskender’i de unutamam. O da çok iyi çalım atardı. Yattara, Şota ve Sörloth da unutamadığım oyunculardandı.
- Ya teknik direktör?
50’tane hoca değiştirdik. 4 kupayı Ahmet Suat, 2’sini de Özkan Sümer kazandı. Bence en iyi hocalarımız onlardı. O yıllarda Şamil Ekinci de çok iyi başkanlık yaptı kulübe. Ayrıca ben Mehmet Ali Yılmaz’ı da çok severim Faruk Özak’ı da.
- Ahmet Ağaoğlu ile dargınız dediniz. Yönetimini nasıl buluyorsunuz?
Ahmet Ağaoğlu şampiyon olmaya gelmedi. Şampiyon olmaya gelseydi Yusuf Yazıcı ve Sörloth’u satmazdı. Futbolcu satarak kulübün borçları bitmez. Bunu bilirdi. Bunu her yönetici bilir. Bana diyebilir ki;‘Sen iş adamısın, haksızlık etme. Ben kulübü döndürmeye çalıştığım için sattım onları’. Saygı duyarım. Ama Yusuf’u ve Sörloth’u satan takım şampiyonluğa oynayamaz. Şampiyonluğa oynayan kulüp Yusuf gibi, Sörloth gibi bir adam daha alır. Bu sene takımın ligi 4’üncü bitirmesini de istemiyorum. 4’üncü bitirirse sezonu erken açacak. Avrupa’ya gidecek, yorulacak. Ve gelecek seneyi de riske atacak. Avrupa’ya gidersen Şampiyonlar Ligi’ne gideceksin.
Aldığı oyuncular da verimsizdi. Bunları birinin izlediğini de zannetmiyorum. Şu anda kulübün santraforu yok. Afobe’yi ilk maçta seyrettim. ‘Bu 3 vites, 4’ü 5’i yok bunun’ dedim.
- Trabzon camiası birlik beraberlik içinde değil. Bu durumla ilgili neler söylemek istersiniz?
Birlik beraberlik olsa ne olacak? Birbirimizi yiyelim, Ahmet Ağaoğlu’nu da hiç sevmeyelim ama Yusuf ve Sörloth’u satmasaydı, yanlarına da 2 tane oyuncu alsaydı ve takım şampiyon olsaydı, al sana birlik beraberlik. Şampiyon olsaydık, herkes birbirine sarılırdı.
- Ve son soru Avni Aker’den yeni stada geçmenin sizdeki etkisi nasıl oldu?
Avni Aker’e yürüme gidiyorduk Meydan’dan. Şehrin içindeydi. Panayır gibiydi yolu. Maç öncesi coşkuyu yaşaya yaşaya giderdik stada. Şimdiki stada gitmek de zor, dönmek de.
Muhabir/Editör:Hamdi Usta