SON DAKİKA



Haber > Gündem > Orta Doğu bataklığında bahar gelmeyecek gibi

Orta Doğu bataklığında bahar gelmeyecek gibi

31 Ocak 2016 Pazar - 10:46








2011'de başlayan ve milyonlarca insanı mülteci durumuna düşüren Suriye'deki iç savaş, muhtemelen İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yüzyılın en büyük zulmüdür. Bugün Suriye sadece harita üzerinde var olan bir ülke durumundadır. Yakın bir gelecekte Suriye'yi yönetebilecek bir hükümet de söz konusu değildir. Zira iç savaş, ülkenin coğrafi ve toplumsal bütünlüğünü bozdu. Birleşmiş Milletler verilerine göre, bu savaşta 4 milyon kişi mülteci durumuna düştü, ülke içinde 7-8 milyon kişi evlerini bırakıp başka yerlere göç etmek zorunda kaldı. Bir anlamda Suriye nüfusunun yarısından fazlası mülteci haline geldi. Yüz binlerce insan öldü ve yaralandı. Hapishaneler erkekler, kadınlarla dolup taşıyor. Yargısız infaz ve korkunç işkence metotları yaygın olarak görülüyor. İnsanlar hayatlarını maalesef kaybediyor. Tüm insanlığa ait olan kültürel miras ve muhteşem mimari eserler enkaz altında kaldı. Halep, Humus ve Hama başta olmak üzere pek çok şehir ağır bir yıkıma maruz kaldı. Suriye halkı kitleler halinde parçalanmaya, tehcire, şiddete maruz kaldı.

KÜRESEL DENGE SARSILDI

Suriye devleti bütün kurumlarıyla ortadan kalkınca; mezhep ve etnik temelli oluşan gruplar, hakimiyet kurdukları coğrafi bölgede daha fazla nüfus elde edebilmek için birbirleriyle savaşmaya başladılar. Suriye rejimi halkın meşru taleplerine olumlu yanıt vermiş olsaydı, radikal örgütler Suriye'de bu kadar kolay zemin bulamazdı. Suriye rejimi halkın meşru taleplerini karşılama yerine, bunları tarihte eşi görülmemiş bir biçimde etnik ve mezhep temelli bir iç savaşa dönüştürdü. Bu da doğal olarak benzer toplumsal yapılara sahip olan komşu ülkelerin istikrarını tehdit etmektedir. İlk Dünya Savaşı ile Osmanlı Devleti yıkılınca, küresel denge ve düzen temelden sarsıldı. Üç kıtaya, yedi denize, 20 milyon kilometre karede altı asır hükümran olmuş, Ortadoğu, Afrika, Uzakdoğu, Balkanlar, Kafkaslar’da medeniyet inşa etmiş ve güç haritası belirlemiş; İstanbul, Anadolu merkezli bir İmparatorluğun dağılması yeryüzü haritasını kaosa sürükledi. Galip devletler İngiltere, Fransa, İtalya, Rusya, Osmanlı coğrafyasını paramparça ederek paylaştılar. Bu emperyalist bir sömürge düzeniydi.

TERBİYE EDİLDİLER

Osmanlı coğrafyasında 40’ın üzerinde devletçik kuruldu. Sömürge valileri, vesayet bekçileri, piyon emirler, krallar, despot monarşiler üzerinde işgal ve sömürü düzenlerini inşa ettiler. İşgalle, kanla, baskıyla, esaretle sömürdükleri ülkelerden kazandıkları kirli sermayenin gücüyle teknolojik üstünlük ve haram bir refaha ulaştılar. Kurulan bu dünya düzenine razı olunması, isyan edilmemesi için Müslüman ülkeler terör, iç çatışma, savaş, kriz, kaos ve her türlü gayri insani baskılarla sindirildi ve terbiye edildiler. Müslüman ülkeler kendilerini savunamaz, ülkelerini yönetemez, karınlarını doyurmaz bir acziyetle, mağlubiyete ve sefalete mümkün edildiler. Günümüzdeki durum yukarıda yazdıklarımın aynısı. Üç dört gün önce ülkemize gelerek üst zemin ziyaretleri yapan ABD Başkan Yardımcısı Biden’ın ziyareti ve bu ziyaret sırasında yaptığı görüşmeler değerlendirildiğinde ABD’nin Türkiye konusunda samimi ve net olmayan kaypak bir siyaset izlediğini, arada bir Türkiye’nin sırtını sıvazlayarak, bölgemizle ilgili politikalarına destek sağlamaya çalıştığını söylemek yanlış olmaz.


ABD’NİN KARA GÜCÜ

Bir başka ifadeyle ABD, ikiyüzlü bir tavır sergiliyor. Özellikle Biden’ın açıklamalarından anlıyoruz ki, ABD için bölgemizde tek tehdit ve düşman DAEŞ. Açıklamalarda PKK’nın da terör örgütü kabul edildiği şeklindeki ifadeler sadece Türkiye’nin gönlünü almaya yönelik olmaktan öte gitmiyor. Bu tür açıklamaları doğru kabul etmek bugüne kadar PKK terör örgütünün destekçilerinin başını ABD’nin çektiği PKK ve PYD’ye sürekli silah desteği verdiğini unutmak anlamına gelir. Kaldı ki; Başbakan Davutoğlu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın görüşmeler sırasında PYD’nin Türkiye için kırmızı çizgi olduğuna vurgu yapmalarına rağmen, Biden ısrarla "Terör örgütü" deyince DAEŞ ve PKK’yı gösteriyor ama PYD konusunda tüm ısrarlara rağmen terör örgütü nitelendirmesi yapmıyor/yapamıyor. Çünkü PYD’yi Suriye’de ABD kara gücü gibi kullanıyor. PYD’ye Suriye’de alan açmak için her türlü yardım sağlanıyor. Kaldı ki, artık PYD’ye ya da PKK’ya ulaştırılan silahların iki örgüt tarafından ortaklaşa kullanıldığını bilmeyen kalmadı. Bu gerçeği Biden’ın bilmemesi mümkün değil. Böyle olunca da Biden’ın Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın tüm ısrarına rağmen PYD’yi koruma ve kollamayı sürdürecekleri anlamına gelen açıklamalarını doğru okumak gerekiyor.

KÜRT DEVLETİ OLUŞUMU

Türkiye’nin ya da bölgedeki bir başka ülke yönetiminin ne düşündüğü ABD için önemli değil. ABD, siyonistlere verdiği söze uygun olarak bölgemizde daha önce kurulmuş olan Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nin yanında yeni bir Kürt devletini hayata geçirmekte ısrarcı görünüyor. Bu arada ABD’nin bugüne kadar PKK’ya yönelik hiçbir harekette bulunmamış olması, Irak’ın ABD ve koalisyon güçleri tarafından işgali ile birlikte Kandil’de PKK’nın karargâhının özel bir korumaya alınması da gösteriyor ki; Biden ne derse desin PKK ve PYD, ABD’nin bölgemize yönelik planlarının birer aracı, maşasıdırlar ve ABD bu maşaları en azından şimdilik bırakmak niyetinde değildir. Özellikle PYD’ye Suriye’de bir alan açıldıktan sonra Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi ile Kuzey Suriye’de PYD’ye açılan alan arasında birleştirmenin gündeme geleceğini söylemek yanlış olmaz. ABD bölgede hem siyonist İsrail’i mutlu edecek hem de kendisine sonuna kadar bağımlı bir oluşumu hayata geçirmek istemektedir. Bu oluşumun adı ise 'Kürt Devleti'dir. Zaten her fırsatta Barzani’nin Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nin bağımsızlığının yaklaştığı açıklamaları da bunu gösteriyor.

NETİCE ÇIKMAYACAK


Kimse zaman zaman PKK-PYD ve Barzani yönetimi arasında ortaya çıkan sürtüşmeleri ciddiye almamalıdır. Nasıl ki; Barzani ABD tarafından bölgesel yönetimin başkanı yapılmış ise, ileride ortaya çıkacak olan yeni özerk Kürt bölgelerinin geleceğinin belirlenmesi konusunda da Barzani ya da diğer Kürt örgütlerinin yöneticileri fazla bir direniş sergileyemeyeceklerdir. Biden’ın Başbakan Davutoğlu ve Cumhurbaşkanı’nın tüm açıklamalarına rağmen Türkiye ve bölge açısından tehdit olarak DAEŞ ve PKK’yı göstermesi, PYD’nin sayılmaması, meseleyi açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu bakımdan ABD ile yapılacak tüm görüşme ve işbirliklerinden Türkiye’nin isteği doğrultusunda bir netice çıkmayacaktır. Bu gerçek bilinerek hareket edilmelidir. Çünkü uzun yıllar "Irak’ın parçalanması ve Kuzey’de yeni bir oluşumun Türkiye açısından kabul edilmez olduğu" açıklamaları tekrarlandı ama bir de baktık ki; Irak işgal edilmiş, hem Türkiye’nin tüm açıklamalarına rağmen sınırımızda yeni bir oluşum ortaya çıkmış hem de bu bölgede PKK karargâhı için bir bölge oluşturulmuştur. Orta Doğu bataklığında bahar gelmeyecek gibi görünüyor...

Beğendim
0
Sevdim
0
Beğenmedim
0
Üzgün
0
İnanılmaz
0

VİDEO

SON DAKİKA

ÇOK OKUNANLAR

© 2020 www.karadenizgazete.com.tr | Karadeniz Gazetesi bir Güçlü Ticari Ve Sınai Ürünler Pazarlama Ticaret Ve Sanayi Anonim Şirketi ‘dir.

Giriş Yap