A+ A-
Yorum
10

Daha Kötü Yıllar Bizi Bekliyor

Yayın Tarihi: 04.01.2026 - 18:00

2025’i geride bırakırken, 2026’nın daha çok kan ve yıkım getireceğine dair işaretler yeni yılın ilk saatlerinde kendini göstermeye başladı. Savaşlar, depremler, doğal felaketler, salgınlar ve ekonomik krizlerle geçen bir yılın ardından insanlık yeni yıldan huzur, barış ve sağlık diledi. Ancak görünen o ki, 2026’nın nasıl bir yıl olacağına dair ilk mesajlar çoktan verildi.

Yeni yılın ilk saatlerinde gelen felaket haberlerine, ABD’nin Venezuela’ya yönelik müdahalesi damga vurdu. Bir ülkenin devlet başkanının ve eşinin başka bir ülke tarafından düzenlenen bir operasyonla gözaltına alındığı, askeri tesislerin hedef alındığı iddiaları dünya kamuoyuna servis edildi. “Demokrasi” söylemleri eşliğinde, muhaliflerin sokaklarda Maduro posterlerini ve heykellerini parçaladığı görüntüler dolaşıma sokuldu.

Sosyal medya da bu sürecin bir parçasıydı. Bazı Venezuelalı yayıncıların, Maduro’nun alındığı haberini alır almaz sevinç yaşadığı anlar özellikle ABD basını tarafından öne çıkarıldı.

Bu sahneler size de tanıdık gelmiyor mu?

Bizim yaş grubumuzdakiler, benzer görüntüleri yıllar önce Irak’ta izlemişti. Senaryo neredeyse aynıydı; sadece oyuncular ve ülke isimleri değişmişti.

Bu operasyonla ABD, dünyaya açık bir mesaj verdi: Değerli madenler ve yer altı zenginlikleri söz konusu olduğunda, “istersem gelir alırım.” Nitekim Donald Trump’ın açıklamaları da bunu net bir şekilde gösterdi.

Venezuela’nın artık kendileri tarafından yönetileceğini, altyapı ve yer altı kaynaklarının işletileceğini, halkın ise daha çok kazanacağını dile getirdi.

Ne kadar tanıdık bir söylem…

Hani yıllar önce izlediğiniz bir filmin, ufak değişikliklerle yeniden çekilmiş hâlini izlerken “Ben bu filmi izlemiştim” dersiniz ya; bugün tam olarak o hissi yaşıyoruz.

Elbette ABD bunları yaparken diğer küresel güçlerin sessiz kalması beklenemezdi. Rusya-Ukrayna savaşı tüm hızıyla sürerken, İngiltere ve Fransa’nın Suriye’yi vurduğu haberleri geldi. İsrail’i anlatmaya bile gerek yok. Çin ise Kızıldeniz’de etkinliğini artırırken, kendisine tehdit olarak gördüğü ve ekonomik anlamda sorun yaşadığı Tayvan’a gözünü dikmiş durumda.

Kısacası dünya, 18. yüzyıl öncesinin güç siyasetine geri dönmüş görünüyor. Sömürgecilik, farklı yöntemlerle yeniden sahneye çıkmış durumda.

Bu küresel kaosun Türkiye’ye sıçramama ihtimali ne yazık ki oldukça düşük. Böylesine puslu ve tehlikeli bir dönemde hem vatandaşların hem de siyasilerin son derece dikkatli olması, atılacak her adımı ölçüp biçerek hareket etmesi gerekiyor.

Son Söz; Tanrı Türk’ü korusun ve yüceltsin.

Etiketler
Diğer Köşe Yazıları