SON DAKİKA
SON DAKİKA
Takibe Konu Varlıkların Ekonomi Dışına İtilmesi
29.06.2020

TBMM gündeminde olan bir düzenlemeyle, ‘’borçlu tarafından yazı ile talepte bulunulması şartıyla, hacze konu olacak taşınmaz mallar için tapuda, taşıtlar içinse araç sicil ve tescil veri tabanında amme alacağına ilişkin şerh konularak borçlunun söz konusu malları satması halinde, noterler veya tapu müdürlükleri vasıtasıyla, satıştan elde edilen ve devlet bankasına yatırılan bedelden öncelikle amme alacağının ilgili kurumun hesabına tahsil edilmesi’’ amaçlanmaktadır.

Finansman ve kamu borçlarına, devlet eliyle düzenleme getirilmesiyle, işletmeler, arada bir, nefes alabilmektedir. Gerçek ve tüzel kişilerin sabit kıymet ve nakil vasıtalarına, icra yoluyla el konulması, taşınır varlıkların yediemin deposuna / garajına aktarılıp yıllarca orada atıl kalması, ivedi düzenleme bekleyen bir konudur.

Milli servet, depo ve garajlarda çürümeye terk edilmektedir. Bu haliyle mevcut borcun üzerine bir de muhafaza maliyeti yüklenmektedir; bir yandan muhafaza maliyeti işlemekte diğer yandan el konulan malların ne borçluya ne de alacaklıya bir faydası olmamaktadır. Sözde muhafaza amacıyla depo ve garajlara giren varlıkların, aynı bütünlük ve mali değerle geri çıkmadığı da malumdur.

Aracın üzerine yasal kısıtlama getirdikten sonra trafikten men etmek niyedir?  Üzerindeki kısıtlama ile satılamaz ve devredilemez durumdaki araca yakalama kararı ile ne elde ediliyor? Hemen satışı yapılacak olsa problem yok, en azından borca mahsup edilmiş olur. Trafikten men ettirenin, 1-2 ay gibi, tanımlanacak en kısa zaman diliminde satış işlemlerini yerine getirmesine dair yasal düzenleme mutlaka yapılmalıdır. Süreç, tarafların keyfiyetine bırakılmamalıdır.

Bu konunun bir diğer dramatik tarafı ise MTV; aracınız devlet eliyle trafikten men ediliyor, yediemin garajında çürümeye terk ediliyor, gel gör ki MTV tahakkuk etmeye devam ediyor ve mükellef bu borçları da ödemek zorunda kalıyor. Araç yok ama vergisi var.

Borca istinaden el konulan varlıklar, hem ekonominin dışına itilmekte hem de olanak varsa kaynak bulma aşamasında satışa veya teminata konu edilememektedir. Borçlunun elini kolunu bağlayıp, çalış borcunu öde ama varlıkların da o süreçte depoda / garajda çürüsün gibi bir tezat oluşturulmamalıdır. Kimse; bile, isteye düzenini bozarak, varlıkları icra takibine konu olsun diye yatırım yapmamaktadır. İyi niyet ve dürüstlük ilkesiyle, imkan ölçüsünde olsa, zaten mevcut borç ödenecek, ödenemeyen bir borcun üzerine ilave maliyetler yüklemek acz içinde olan borçluyu daha da zora sokmaktadır.

Türk Ticaret Kanununa göre her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir. Kanun ile tanımlanmış bir basiret çerçevesi yoktur ancak yargı kararlarında tanımı yapılan farklı içerikler mevcuttur. Ülkemiz ve dünya ekonomik koşullarındaki öngörülemez değişkenlik, daralma, kamu ve özel sektör alacaklarının vadesinde tahsil güçlükleri ve benzeri daha birçok etkenle, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin hem kamu hem de özel sektöre karşı yükümlülüklerini yerine getirmekte aksaklık yaşaması son derece olağandır. Bunca tahmini güç değişkene maruz kalan birine, basiretli iş adamı gibi hareketle hepsini öngörüp, önlemini ona göre alman gerekirdi demek, adilane değildir. Zira hiçbir basiretli iş insanı, -kolay kazanmadığı- malının zayi olmasına razı gelmez.

Alacaklı ve borçlu tarafların hak kaybını önleyecek içerikte bir düzenlemeyle, halihazırda ekonominin bütününe de olumsuz yansımaları olan bu mağduriyetlerin, köklü bir yasal düzenleme ile ortadan kaldırılma zorunluluğu vardır. Kanun teklifine konu gerekçe içeriğinin genişletilmesi ve benzer şekilde özel sektör alacaklarına yönelik de İcra İflas Kanununa uyarlama yapılması hususu değerlendirilmelidir.

Varlıkların, uzun süreler atıl halde depoda bekletilmesi hem işletme hem ülke ekonomisine büyük yüktür. İcraya konu olan şeyler için makul bir süre sınırlaması getirilmelidir, yasada tanımlanacak süre içerisinde, alacaklı tarafından satışı istenmezse üzerindeki kısıtlama ve rehin kaldırılarak borçluya iade edilebilmeli ya da icra müdürlüğü tarafından resen satışı gerçekleştirilebilmelidir. Takibe konu varlıklar, üzerine konulacak şerhin ardından borçlunun kullanımına bırakılabilmelidir. Dürüst ve iyi niyetli işletmelerin, çalışarak borcunu ödeyebilmesi sağlanmalıdır. Kötü niyetli olanın, zaten ne şahsı üzerinde mal vardır ne de işletmesinde. Bu ayrım, kamu ve finans kurumları tarafından dikkate alınmalıdır.

Kapsamlı bir düzenlemeyle, zora düşmüş olan gerçek ve tüzel kişileri ekonomi dışına itmek yerine ekonomiye geri kazandırmak, sermayenin sürekli el değiştirmesini de önleyecektir. Bir sorunu çözmeye yönelik düzenleme, başka bir mağduriyet yaratıyorsa, ülkece ekonomik olarak aynı kısır döngüyü yaşatmaktan öteye gidemeyiz. 

Yorum Yap


550

© 2020 www.karadenizgazete.com.tr | Karadeniz Gazetesi bir Güçlü Radyo ve Televizyon kuruluşudur.

Giriş Yap