Kaynak:SÖZCÜ

Özgür Özel: "Akın Gürlek‘in Bakanlığa ‘Tapu kayıtlarını silebilir miyiz?’ dediğini biliyoruz"

Yayın Tarihi: 09.05.2026 - 10:08
CHP Genel Başkanı Özgür Özel canlı yayında basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Sözcü TV'de canlı yayına katılarak gündeme dair açıklamalarda bulundu. Özgür Özel canlı yayında Akın Gürlek'in AKP Genel Başkanı ve Cumurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmelerini kaydettiğini, Erdoğan'ın telefonunu dinlediğini ve çevresine "Erdoğan'ı da dinliyorum, bana bir şey yapamazlar" dediğini öne sürdü.

Özel'in canlı yayında yaptığı açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Son üç - dört haftada parti iddia ediyorum ki Türkiye değil, dünya siyaset tarihinde bir siyasi partiye yapılan en büyük kuşatma altında. Bu konuda artık bırakın hukuk, etik, ahlakı, hiçbir şey kalmamış. Bir tek amaç var. 24 yıldır ülkeyi yöneten bir iktidar var. Bir iktidarın değişmesi de normaldir. Yorulmuştur, kadroları yıpranmıştır, lideri yorulmuştur. Hiçbir sebep olmasa demokrasi budur. Vatandaş değiştirmek ister, alternatifleri görmek ister. Türkiye’de bir iktidar değişimi yaşanıyor. Bir iktidar değişimi görülüyor. Bunun sancıları olabilir ama bunun gerçekleşmemesi için büyük bir direnç var. Buna karşılık Cumhuriyet Halk Partisi’ne, partinin kurumsal kimliğine, partinin Genel Başkanı’na, il başkanlarına ve belediye başkanlarına, Cumhurbaşkanı adayına hem hukuk yoluyla, hem basın yoluyla, iftiralarla, tehditlerle… Şöyle bir geçen yılı düşündüğümüzde, geçen gün rahmetli Sırrı Süreyya Önder’in ölüm yıldönümüydü. İşte cenaze töreninde saldırıya uğradım. Bize saldıran serbest ama hiçbir delil koyamadıkları, örneğin Onursal Adıgüzel’in suçu suç işlememe suçu. Diyor ki ‘Dinledik, olmadı. Takip ettik, bulamadık. Baz vermedi, olmadı. Demek ki kendini iyi gizlemiş. Tutuklanmasına…’ Hiçbir suçu olmayan arkadaşlarımız; Ekrem Başkan’dan Onursal Başkan’a kadar ya da Ankara İl Başkanı’na. Cumhuriyet Halk Partisi’nin Ankara İl Başkanı olmasa, şu anda İzmir Aliağa’da tutuklu olur mu? Suçu ne? Türkiye’de kim bir kooperatif davasından tutuklu yargılanmış? Kooperatif meselesi zaten bir tane örneği yok. Kooperatif yönetim kurulu üyesi olma suçu, bir dönem. Bir rapor, raporda bir para kayıp. O paranın da kayıp olmadığı, vadeli hesapta durduğu ispatlandı şu anda. Ne bekliyor iddianame, duruşma? Duruşmada avukat anlatacak ki sağ olsunlar işte tutukluluk değerlendirmesinde bir şey olur mu? O yüzden parti çok yönlü bir kuşatmanın altında. Biz de burada şu yaklaşım içindeyiz. Yani bu partiyi kuranlar kurmadan önce nasıl cepheden geldiler, bombardıman altındaydılar; kimi gazi oldu, kimi şehit oldu, kimine nasip oldu ve Atatürk ile birlikte Cumhuriyet’i kurdular.”

“VATANDAŞ CUMHURİYET HALK PARTİSİ’NE YENİDEN SARILDI”

“Biz o güçlüklerde kurulmuş bir partinin bu güçlüklere direnmek zorunda olan bugünkü kadrolarıyız. 100 yıl sonra bir kere daha iktidar değişimi olursa ne olacak? 100 önce olan şeyler gibi olacak. 100 yıl önce ne yaptı Cumhuriyet? Bütün haksızlıkları, bütün hukuksuzlukları, bütün eşitsizlikleri gidermek üzere önemli bir adım attı. Yönetim şeklini tek adamdan demokrasiye getirdi. Hukukun üstünlüğünü sağladı. Kolay olmadı ama çok partili rejime geçti. Sandığı getirdi. Kadına seçme ve seçilme hakkını getirdi. Aslında modern dünya neyse ona çok daha öncesinde Türkiye’yi eriştirdi. Ama sonra bir sürü hatalar yapıldı. Yaptık, hep beraber yaptık. Cumhuriyet’e yeterince sahip çıkamadık. Şimdi Cumuhuriyet bir kez daha kurtarılmayı bekliyor. Bir kez daha tek adam yönetimine dönüştü. Bir kez daha bir zümre var. O zümre iktidarı kaybetmemek için herşeyi göze almış, her saldırıyı yapıyor. Biz de buna direnmek durumundayız. Yani sorunuza cevabım bu. Onun dışında işte dün gece 01.30’da geldik, yarın sabah 04.00’te kalkıp Rize’ye uçacağız. Rize’de çay mitingini yapacağız. Yorucu mu yorucu, zorlu mu zorlu, üzücü mü üzücü olaylar oluyor ama pozisyon itibariyle üzülmeye, yorulmaya, kızmaya hakkım yok. Benim bir şekilde ayakta kalmam, partiyi ayakta tutmam ve bu ülkeyi sandıkla buluşturmam lazım. Sandığa gidildiğinde millet ne yapacağını biliyor. İşte bugün yeni araştırmalar yansıyor. Geçen ay İran etkisiyle hükümetin bir - iki puan iyileşmesi, bugün onlar tamamen düzelmiş. Vatandaş tamamen ekonomiye odaklanmış. Cumhuriyet Halk Partisi’ne yeniden sarılmış görünüyor. Şu bir ayda bize yaşatılan ne varsa iktidara değil hani yaramış demeyim ama iktidarın lehine olmamış ve bizim lehimize olmuş, iktidara zarar vermiş. Öyle gözüküyor.”

“GEÇEN ZAMAN İDDİAYI GÜÇLENDİRİR”

(Afyon Belediye Başkanı Burcu Köksal’ın AK Parti’ye geçeceği iddialarının sorulması üzerine) “Kendisinden böyle bir şey duymadık. (Konuştunuz mu?) Yok. Ben aradım kendisini, ben aradığımda kapalıydı herhalde telefon. Ama arkadaşlar ‘Arıyoruz, açmıyor’ dediler. Bir takım söylentiler duyulmuş. Daha doğrusu önce Burcu Hanım, Ankara’ya gelmiş. Burada belediye başkanlarımızla temas ediyor. Ertesi gün Sinop Belediye Başkanımızı ziyaret edecek ve ardından herhalde Sinop’ta bir nikaha katılacak. Böyle normal bir programı var. O programı sırasında öyle haberler çıktı. İşte ‘Şu anda sarayda, görüşüyor. Anlaştı, konuştu.’ Öyle haberler çıkınca arkadaşlar aramışlar, telefon açılmamış. Ben aradığımda belki bir kere açılmadı, sonrasında kapanmış da olabilir. Ben görüşemedim, ulaşamadım. Bunun dışında tabii bu kadar gün geçiyor. Siyasette iki gün filan çok uzun zamanlar. Bir söylenti yürüyor. Bu konuda kendisi ya da belediyeden kurumsal bir açıklama gelmiyorsa geçen zaman iddiayı güçlendirir bu işlerde. İddia artık gerçek olarak kabul görmeye başlar. Afyon’da insanlar belediyenin önünde toplanıyorlar, protestolar yapıyorlar. İşte ‘Oyumuzu başka partiye götürme’ diye. Ama bir yandan da önümüzdeki hafta yapılacak bir törenle AK Parti’ye katılacağı yönünde burada çok şey konuşuluyor. Bir yalanlama gelmedi. Diğer taraftan Keçiören Belediye Başkanı ki biliyorsunuz, Osman Gökçek ve AK Parti’nin bir önceki Keçiören Belediye Başkanı ve son seçimlerdeki Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı ‘Israrla partimizin kapısında yalvarıyor. Suç işledi. Hapse girmemek için AK Parti’ye gelmeye çalışıyor’ diye açıklamaları vardı. Bu şartlar altında ben kendisine sorduğumda bana ‘İnanın, gözünüzün içine bakarak söylüyorum. Böyle bir şey yok’ demişti. Birden AK Parti’ye geçeceğine ilişkin söylentiler çıkmıştı. O da telefonları kapatmıştı. Ankaragücü’nün bir taraftar grubuna, ‘Çarşamba günü gelir misin beni desteklemeye, tezahürat yapmaya?’ demişti. Diğer taraftan AK Parti’nin Meclis’teki Grup Başkanı böyle bir katılımı AK Parti muhabirlerine doğrulamıştı. O sırada da bizim aramızda hararetli bir mesajlaşma yaşandı ve o orada donmuştu. Şimdi onu da alacaklarını söylüyorlar.”

“ALLAH’TAN GÖKHAN BÖCEK’İN İFADESİ ÇIKTI”

“Şimdi Cumhuriyet Halk Partili Belediye Başkanlarını ‘Duydum… Gördüm’ de değil… Şimdi mahkeme yaşanıyor. Somut bir sürü örnek verebilirim ama şöyle şeyler yaşanıyor; ‘Bunu iddia etmişsiniz, ne gördünüz?’ ‘Görmedim, duydum.’ ‘Kimden duydun?’ ‘Başkasından duydum.’ ‘Adını ver?’ ‘Kimden duyduğumu da unuttum.’ Böyle şeylere gidiyor. Gündeminizdeyse onu da konuşmak isteriz, bugün mesela Gökhan Böcek’in ifadesi var. Öyle bir şey ki defalarca iftiraya zorlanmış babası. Daha kendisi geçen gün ‘Babamı iftiraya zorlamak için bunları yapıyorlar’ diyor. Eşini alıp İstanbul’a doğru götürüyorlar. Çıldırıyor ve gidiyor savcının karşısına, Antalya Cumhuriyet Başsavcısı’nın karşısına. ‘Yazın, imzalayacağım ne istiyorsanız’ diyor. Antalya Cumhuriyet Başsavcısı diyor ki ‘Bizim böyle bir usulümüz yok. Sen bir şey söyleyeceksen söyle.’ Gidiyor, ertesi gün çağırıyorlar. İstanbul’dan savcı bağlanıyor. Ondan sonra bir ifade veriyor. İfade bugün ortaya çıktı, Allah’tan ortaya çıktı. İfade şu; ‘Ben gittim ama tam tarihini bilmiyorum. 5’i ile 20’si arası bir gün gittim. Uçakla gittim. Cumhuriyet Halk Partisi binasında kapıya gittim. Bir isim söyledim, ‘Altıncı kat’ dediler. Çıktım. Ama ismi şimdi unuttum. Kim olduğunu da bilmiyorum. Ben o kişiye şu kadar para verdim babam aday olsun diye. Ama babamın da haberi yok. ‘Parti yardım isterse verirsin’ demişti. O yüzden yaptım.’ Şimdi soruyor otomatikman, tabii ifade doğrulayacak; ‘Parayı nereden çektin?’ ‘Bir yerden çekmedim, eşten - dosttan buldum.’ ‘Kimden buldun?’ ‘Çok kişiden topladım.’ ‘İsimleri? ‘İsimlerini unuttum.’ ‘Peki seni havaalanına kim bıraktı?’ ‘Unuttum.’ ‘Ankara’da havaalanından partiye nasıl gittin?’ ‘Hatırlamıyorum.’ ‘Peki partide kapıdan girmişsin, söylediğin isim?’ ‘İsmi unuttum.’ 5’i ile 15’i arası. Bakın bizim kapımızda üç polis görev yapıyor, özel güvenlik var ve kapıdan içeri giren herkesin kimlik kontrolü yapılıyor. Çünkü gelip bir kötülük de yapmak isteyebilir birisi. Kaydı yapılıyor, şu kapıdan kayıtsız kimse girmez.Bu kapıdan kayıtsız girmesi için yani nasıl olması lazım? Polis - molis kimlik gösteriyor mu? Bilmiyorum ama onu bile kaydediyorlar. Kameralarımız var. 5’i ile 15’i arasında kayıtlarımızın içinde Gökhan Bey’in bu binaya girmişliği yok. Baktırdık, hemen baktırdık. Olacak iş değil. Bir iftira atılıyor partiye ve çocuk ‘İftira atacağım’ diye diye gidiyor.”

“DEVLETİN KAYITLARINDA ANKARA’DA OLDUĞUM ÇIKTI”

“Öyle bir şey ki bakın, Akın Gürlek’in tapu kayıtlarını açıkladım. 16 tane tapu kaydı. Bu tapu kayıtlarıyla ilgili açıklama yapması lazım. Bu açıklamaları yapacağı gün çıkıp ‘Bende dört tanesi var’ diyor. 12 tanesini gizliyor. ‘Ama Özgür Özel konusunda Muhittin Böcek itirafçı olacak, daha zamanı var’ diyor. ‘Manisa’da bir benzinlikte bir para ilişkisi var’ diyor. Bu iddiası benim o gün Ankara’da olmamla… Polis kayıtlarıyla ki ben tam korumaya, zorunlu korumaya tabiyim. Ben ancak korumadan kaçarım, onu da hemen rapor ederler ‘Kaçtı’ diye. Rahmetli İnönü’nün kaçmaları gibi yani. Yoksa rapor ederler, zorunlu koruma ve ayrılmazlar yanımdan. Seçildiğim andan beri ayrılmıyorlar. Devletin kayıtlarında çıktı ki Ankara’dayım. Hatta Mansur Yavaş ile başlamış, gün boyunca görüşmelerimi yapmışım. ‘Bir benzin istasyonunda Muhittin Böcek ile Özgür Özel görüşmüştü’ diyor. ‘Bir para alışverişi olabilir. Yakında’ diyor, ‘Zamanı var daha. İtirafçı olacak Muhittin Böcek’ diyor. Oysa ki bu söylediğini altı ay önce Muhittin Böcek’in önüne koyuyorlar. ‘Yalan’ diyor, elinin tersiyle ittiriyor ve bunu da söylüyor. Sonra ne çıktı biliyor musunuz? Muhittin Böcek’in bütün şoförlerini filan aldılar. Muhittin Böcek’in Manisa'ya gittiği, bir benzin istasyonunda durduğu, sonra Manisa’da bir yere gittiği çıktı. ‘Sizi kim karşıladı?’ ‘Kimse karşılamadı.’ Muhittin Böcek’in telefonundan rahmetli Ferdi Zeyrek’in kendisine konum atması, o konumunu korumasına atması, korumasının yön tayiniyle Ferdi Zeyrek’in bürosuna gidişleri, sekiz - 10 kişilik bir yerde danışmanıyla Ferdi Zeyrek’e proje sunumu ve akıl verdikleri, birlikte kebap yedikleri ve ayrıldıkları çıktı. Bakın şimdi aynı tarihe… Ne diyordu Akın Gürlek? ‘Manisa’da bu oldu. Yakında çıkacak.’ Şimdi bugün Gökhan’ın ifadesi aynı tarihi de içeriyor; o ‘15 Ocak’ diyordu. 5 - 20 Ocak arası bir tarih. Bu sefer genel merkezde. Genel Başkan yok. Altıncı katta aldını bilmediği birisi var. Veli Ağbaba ile ilişkilendiriyor aklınca, bir şey söylettirmeye çalışıyorlar çocuğa. Önce ‘50 milyar dolar’ dediler. Sonra 20 milyon dolar, şimdi 1 milyona indirmişler. Ankara’dan buraya almışlar ve benzer bir ifade. O zaman Bakan’ın Manisa ile ilgili söylediği her şeyin bir kumpas olduğu, yapmaya çalışıp beceremediği, ‘Bunu imzala’ dedikleri gün gibi ortada.”

“BAKANLIĞA ‘TAPU KAYITLARINI SİLEBİLİR MİYİZ?’ DEDİ”

“Şimdi buradan başka kumpas kurmaya çalışıyorlar. İfade etmeye çalıştığım şey tamamen baştan aşağıya yalanlarla dolu, partiyi, kurumu, insanları itibarsızlaştırmaya yönelik ve bir yalanı örmeye yönelik bir iş var. İşin kötüsü de bu iş İstanbul’da yapan şimdi Adalet Bakanlığı koltuğuna oturdu. Hakimler ve Savcılar Kurulu da kendisine bağlı. Bütün yetkiler elinde ama eline, yüzüne bulaştırmış bir şekilde bu işlerde artık her attığı adım bir önceki attığı adımı da yalanlayan korkunç bir hale gelmiş. Çıkıyor televizyonlarının karşısına dün akşam, ‘O etkin pişmanlık ifadesi verdi. Bu etkin pişman…’ Sen savcı değilsin ki. Sen bir kere bakansın. Sen yürütmesin, onlar yargı. Bağımsız. Artı soruşturmalarda gizlilik var. Bırak sen bakanı, herkes açısından gizli. Bunun sana söylenmesi ki ‘Arkadaşların haber verdiğine göre… Arkadaşlar söylediler’ diyor. Bunlar ve halen daha oradaki iddianameyi savunuyor. Yürütme ile yargı ayrılığını düşünün. Neler yapıyorlar? Acayip bir durumla karşı karşıyayız. Ama şunu söyleyeyim. Bakın çok net ilk kez de burada bir şey söyleyeceğim, Sözcü televizyonunda olacak. Bu bakanın tapuları. Ben bunları gösterdim. (Size bir dava açtı değil mi?) Biz de ona açtık. O davada inşallah bütün Türkiye’nin önünde hakim… Hani ne korkmak, ne cesaret göstermek… Bu tapu numaralarını resmi yazıyla Bakanlığa sorduğunda her şey ortaya çıkacak. Zaten ilk kez burada açıklayacağım bir kanıtı da söylüyorum size. Bakın burada toplam 16 tane tapu var. Sadece dördünü gösterdi ki o dördü de korkunç. Mahall diye bir firmadan İzmir ve Ankara’da toplam üç tane. Dört tane kaydın son üçü son üç ayda edinilmiş. Öbürleri son iki - üç ayda elden çıkarılmış ki görünmesin diye. Bu tapuların burada ID numaraları var. Murat Kurum’a defalarca seslendim. Desin ki ‘Şu ID numarası bu tapuya ait değil. Şu tarihte o tapu Akın Gürlek’te değildi.’ Hatta Akın Gürlek‘in Bakanlığa ‘Tapu kayıtlarını silebilir miyiz?’ dediği, Bakanlıktan ‘250 yıldır tutuluyor kayıtlar, neyi siliyorsun?’ cevabını aldığını da biliyoruz.”

“TAPULARDA YENİ BİR İŞ ORTAYA ÇIKTI”

“Bakın bu ID’lerden herhangi birisi yalanlanmadı ve yalanlanamayacak. Murat Kurum’a diyorum; ‘Yalansa yalan de, doğruysa doğru de.’ Bunu söylemiyorlar ya şimdi bir şey çıktı ortaya. Bir iş var. Belediye gelirlerinin artırılmasına yönelik bir tebliğ var. Bunun için Bakanlık tapu dairelerinde yapılan satışları alıyor ve belediyelere bildiriyor. Diyor ki ‘Şurada, şurada, şurada el değiştirme oldu. Gelip sana başvurmadıysa kaçırma. Çağır, işlemini yap, alacağın parayı al, gelirini arttır. Emlak vergi al vs.’ Bazıları tapuda alıyorlar, belediyeye bildirmiyorlar görünmesin diye. O tebliğe göre Türkiye’nin çeşitli illerindeki ve ilçelerindeki belediyelere giden rutin yazılarda bu 16 tapunun 16’sı da var. İyi mi? Yani ‘Vaktiyle Akın Gürlek bu yeri satın aldı. Bunu sana bildiriyorum ki sana gelip emlak vergisini ödemezse, kayda üstüne almazsa belediye gelirlerinden mahrum kalma.’ Rutin bu uygulaması Maliye Bakanlığı’nın. Kayseri Belediyesi’nin de geliri artsın diye, Manisa Belediyesi’nin de geliri atsın diye. Kaçakçılık olmasın diye. Çünkü alır, belli bir süre sonra satar, sen onu bilmezsin. ‘Gelip başvurması lazım. Başvurmuyorsa’ diye. Soruyorum şimdi; Murat Kurum bütün belediyelere bu yazıları yolluyorsunuz ya. Bu 16 tapu ilgili Türkiye’nin çeşitli yerlerindeki belediyelere gitti mi, gitmedi mi? Al sana kanıt. Şimdi hesapları şu; mahkemenin başkanı korkacak. Biz ‘Tapuları iste’ diyeceğiz. O da diyecek ki ‘Gerek yok. Tapu kaydı şudur, budur.’ Ki gizli değildir, alenidir tapu kayıtları. Benim o gün bir başsavcının 190 yıl boyunca maaşını biriktirse elde edeceği 465 milyon liralık taşınmaz edinmesini sorgulamam çok normal çünkü başka bir iş yapamazlar, yasaktır. Bir İBB borsası olduğu iddia ediliyor. O borsa üzerinden zenginleştirdikleri iddia ediliyor. Ben de bu soruları sordum.”

“BUNA KARŞILIK ‘SEN MİSİN USLU DURMAYAN?’ DEDİ”

“Buna karşılık ‘Ha sen uslu durmuyor musun, sen bu işleri karıştırıyor musun? Dur bak, ben de seni acaba Antalya’ya karıştırabilir miyim? Acaba Uşak’a karıştırabilir miyim? Oraya karıştırabilir miyim?’ Ne kadar yalan şeyler oldu. Böyle yani neler, neler söylediler. Millete neler bastırıyorlar. Ama teker teker her birisi şey oldu. Bakın, çok net. Bu 16 tapunun dışında TEMA’dan ev aldı, daha tapusu yok. Tapusu üstüne geçmedi. Yalanladı. TEMA basın bildirisi yayınladı; ‘Aldı ama ucuza vermedik, değerinde verdik’ diye. Bakın, Senfoni Evleri İstanbul’da muhteşem bir yerde. 95 milyon liralık. Alıcı adı - soyadı; Akın Gürlek. Emlak Konut. Satış işlemi, parafıyla. Bunu Emlak Konut yalanlayamıyor. Yalanlasın Murat Kurum. Emlak Konut’un sadece tek başına, bakın bu 16 tapu dışında 95 milyon liralık… Yani normalde Anadolu’da bir evin 3 milyon lira olduğu söyleniyor. Anadolu’da 30 ev parasına Senfoni Evleri’nden yer alıyor. Şimdi sanıyor ki ‘Ben Özgür Özel‘e oradan bir iftiracı çocuğa…’ ‘Oradan - buradan topladım. Götürdüm, teslim ettim.’ Manisa benzin istasyonu tutturamadılar. Baz yok, kimse yok. Rahmetli Ferdi Zeyrek‘in attığı konuma gitmişler. Şoför de öyle söylüyor, devletin verdiği koruma da öyle söylüyor. Yanındaki danışman da öyle söylüyor. Herkesin bildiği şey. Proje sunumu yapmışlar; suyun ucuz olması, ekmeğin bilmem nesi. Muhittin Böcek’in başarılı işlerini Ferdi de Manisa’da söylemişti, yaptı da Allah rahmet eylesin. Öyle bir durumla karşı karşıyayız. Şimdi sanıyor ki ben öyle yaparsam… Yok, Uşak Belediyesi bize VIP araç almış. Hepsinin yalan olduğu ortaya çıktı. Eninde sonunda aracın faturasını biz ödemişiz. Aksesuarlarının parasını biz ödemişiz. ‘Aman ağabey aracı en güzel burası yapıyor, ben yaptıracağım aracı’ hani, ‘Ben yaptırayım aracı size burası güzel.’ Özkan Yalım’ın 300 tane Mercedes TIR’ı var, Mercedes’te indirimi var, partiye araba alınırken indirim yapılmasına vesile olmuş. Partinin, devletin ödediği para korunmuş. Arabanın içine bir ıvır zıvır olacak da benim cebime giren bir şey yok. Ha Anayasa Mahkemesi’nin denetiminde devletten alınan parayla parti koymuş ha bilmem ne. Ama aksi bir durum varsa diye dünyanın yazışmasını yaptık, firmaya da yazdık, her tarafa da yazdık. Şu kadar kamu zararı varsa da o yine karşılanacak, devletin bu cebinden alınır öbür cebine. Bu partinin geliri de devlet tarafından veriliyor, Hazine yardımından geliyor. Ama yine de şey yok. Dünya kadar yalan atıp duracak.”

“FARKLI FARKLI YAZILARINDA BİLDİRMİŞ”

“Şimdi bakın bu biraz önce söylediğim belgeyi ilk kez açıkladım. Bakanlık bütün belediyelere bildirirken bu 16 tane tapuyu farklı farklı yazılarında bildirmiş. Bir şey daha söyleyeyim. Önümüzdeki hafta, ondan sonraki hafta bir basın toplantısı yaptık ya biz böyle bütün Türkiye ayağa kalktı bu tapuları anlattığımız. Sonra da bütün Türkiye suskunluğa büründü. Öyle bir şey oldu ki AK Parti’de bir kişi savunmadı. Kim savundu? Süleyman Soylu savundu. Sonradan neler çıkıyor. Ve kim savundu? Ulvi İzzet Yönter savundu. MHP’den. Şimdi İngiltere’ye gitti ‘Dil öğreniyorum’ diye, MHP’deki durumlar ortada. Düşünün iki tane fevkalade kriminal tip, bakanlığa yeni gelmiş bakana dört elle sarıldılar ki ‘Ben onu savunursam o da yarın öbür gün benim yürümesi muhtemel süreçlerimde benimle birlikte…’ Nasıl bir kirli ilişkiler ağı var, görmek açısından. İki kişi savundu. AK Parti’de Soylu, MHP’de İzzet Ulvi Yönter. Bilmez mi Murat Kurum kendi siyasi hayatını riske atmayacak olsa Özgür Özel’i mahcup etmek, yalanlamak, tırnak içinde söylüyorum rezil etmek, siyaseten mat etmek istemez mi? İki aydır niye bir şey söylemiyorlar? Neden? Çünkü tapular Ağrı Dağı kadar gerçek. Her şey Ağrı Dağı kadar gerçek. Ama şunu söyleyeyim. Haftaya olur, öbür haftaya olur. Bir basın toplantısı daha. Çok, çok, çok, çok sarsıcı. Bu tapular, tapu boyutundan çok daha sarsıcı ve bir bakanın görevine sürdürmesine imkan vermeyecek ve bambaşka bir gündeme her şeyi taşıyacak bir iş olacak. Onu da hazırlıyorum. Akın Gürlek. Bizde farklı bakan yok. Ben şöyle bir şey söyleyeyim. Akın Gürlek’in şahsıyla hiçbir şeyim yok. Tanımam, görmem, mümkün değil yani. Bir tane mesele var. Bizim iktidar yürüyüşümüze, Cumhurbaşkanı adayımıza, ‘Örgüt kurdun, yolsuzluk yaptın, hırsızlık yaptın, partiyi ele geçirdin, ülkeyi ele geçireceksin’ diye kendince bir vehimle AK Parti’nin geçmişteki iktidara yürüyüşünü ‘Kişi kendinden bilir işi’ diye o zamanlar oluşturdukları biz ‘havuz’ diyorduk onlar ‘sistem’ diyormuş, o zamanki iddianamede şimdi duydum bu sistemi. Ya ben partinin Genel Başkanıyım ‘sistem’ diye bir şey duymadım. Meğerse AK Parti’nin geçmişinde varmış. Bunla Türkiye’de bir darbe yapılıyor. Benim şu anda Akın Gürlek’le mücadelem, 15 Temmuz’da FETÖ’nün darbesine nasıl karşı çıktım, AK Parti bizim en büyük rakibimiz olmasına rağmen. Seçilmiş iktidara FETÖ’cüler darbe yaparken nasıl demokrasiyi savunduysam, nasıl 12 Eylül’e, 12 Eylül’ün yapılmasını karşıysan, 12 Mart’a karşıysam, 60 darbesine karşıysam; bu darbeye de öyle karşıyım. Bir kere en basitinden demokrat kimliğimle karşıyım. İkincisi; Türkiye’de iktidar el değiştirecek, mevcut Cumhurbaşkanı gelecek Cumhurbaşkanına darbe yapıyor. Hani postmodern deniyor ya. Bu da fütüristik bir darbe. Geleceğe darbe yapıyorlar. Bugünkü iktidar, yarınki iktidara darbe yapıyor. Buna mani olmak için karşıyım. Tankın önüne yatan nasıl ölümü göze aldıysa, ben de tankın önüne yatmışım Özgür Özel olarak. O yüzden buradan söylüyorum, bu da kendisine dert olsun. Hiçbir iftirası, hiçbir yalan beyanı, hiçbir karalaması, hiçbir tehdidi, ne yaparlarsa yapsınlar; ölümden gayrı beni durduracak bir şey yok. Bu ülkede iktidarı değiştirmeden de ölmeye niyetim yok.”

“BİR BASIN TOPLANTISI İLE İKİNCİ FAZI AÇIKLAYACAĞIM”

(Yeni belgeleri açıklamak için neden 15 gün bekliyorsunuz?) “Hazırlığını yapıyoruz, daha gelecek yeni belgeler. ‘Belge açıklayacağım’ demedim bu arada. Bir yeni basın toplantısı yapacağım ve ikinci fazını açıklayacağım. Görecek bakalım, görecek Türkiye. AK Parti nasıl birisiyle bu operasyonları yürütmüş ve gelinen noktada nasıl birine Adalet Bakanlığı gibi, bence bakanlıklar dağıtılırken en dikkatli olunması gereken yer. Adaleti teslim ediyorsun, adaleti. Ekonomiyi teslim edersen aç kalıyorsun, adaleti yanlış bir adama verirsen; esas en büyük ihtiyaçtan mahrum kalıyorsun. O sana krizi de getiriyor, yoksulluğu da getiriyor, işsizliği de getiriyor. Neden? Adalet olmayan bir ülkede hiçbir şey düzgün gitmiyor. Hiçbir şey. O yüzden haftaya olur, ondan sonraki hafta olur. Ben geçen sefer ne dedim? ‘Bekleyin.’ Bana diyorlar ‘Açıklayamayacak, şöyle oldu böyle oldu.’ Benim bugüne kadar ağzımdan çıkıp da arkasında duramadığım bir tek şey olmadı. Ama ne oluyor? Bazıları efendim işte demişim ki ‘Tapularını açıklayacağım, mal varlığını.’ Vermedi adam mal varlığını. Süresi bir ay. Şimdi o bir ay sürede revize edeceğine bir göreyim bakayım hangi mallar. Bir şey söyleyeyim. Bu yalnız iddiaa boyutunda. İddiaa odur ki daha ispatlamadım. Halen daha bildirmedi mal varlığını. Bakan oldu ya, bir aylık süre. Üstünden bir ay daha geçti daha hala bildirmedi mal varlığını. Ben orada makul süreyi bekleyip, resmi süreyi bekleyip ondan sonraki salı günü veya çarşamba günü basın toplantısını yaptım. İşte o zaman öyle mi böyle mi? En doğru zamanda, en ispatı mümkün işleri bir araya getirip de karşı tarafa soruları en net soracağımız ve Erdoğan’a ‘Hadi bakalım tut bakanlıkta biraz daha’ diyebileceğimiz zamanda yapacağız basın toplantısını.”

“AK PARTİ’NİN KARA DÜZENİNİN DEVAM ETMESİNE SEBEBİYET VERECEK HALLERİ YOK”

Genel Başkan Özel, başta Afyonkarahisarlılar olmak üzere, seçmenin durumu hakkındaki soruya şu cevabı verdi:
“Nasıl davranacak, sabredecek? Yani Burcu’ya oy verdi, şimdi bunlar oluyor diye oy vermeyip AK Parti’nin kazanmasına ve bu kara düzenin devam etmesine sebebiyet verecek halleri yok. Dimdik duracağız ayakta. Yani yüzde 6 oy aldık biz 2004 yılında Manisa’da yerel seçimde. Rahmetli Baykal bana 2009’da ‘Aday ol’ dedi. ‘Seçim bitti’ dedim. ‘Kazanacaksın’ dedi, ‘Kazanılmaz’ dedim. ‘Bu Manisa’yı bir gün sen kazanacaksın’ dedi. O gün, bugünmüş. Ferdi Zeyrek’in adaylığına nasip oldu, Allah rahmet eylesin. Biz yüzde 6 da oy aldık, yüzde 60 oy aldık Manisa’da. O gün akşam üç gün öncesine kadar bizimle dalga geçenler, sözüm meclisten dışarı. Yani sizin kanalınızda olan bir şey değil. Ama yandaş kanallarda işte ‘Bakalım 1 Nisan’dan sonra Özgür Özel var mı, bay bay’ diye düşünenler, ‘Evet Manisa’da enteresan, ilginç, Manisa yüzde 60. Bir de Anadolu Ajansı'na bakalım’ diyor orada da 58,5. Şimdi öyle bir şey ki biz bunları yaşadık. Yani en dibi de gördük en tepeyi de gördük. Çocukluktan beri olan arkadaşım ve evladım gibi olan belediye başkanım altı ay arayla tabutlarına bayrak raptiyeledik, gittik defnettik. Ama bu Cumhuriyeti ayakta tutabilmek için, bu seçimlere varmak, kurtarmak için öyle kolay olmuyor ama ayakta durmaya çalışıyoruz. Ben pazar günü işte buradan Rize’ye, Rize’den aktarmalı gecenin bir buçuğunda Manisa’ya gideceğim. Kendi anneme, Ferdi’nin annesine ve Gülşah’ın annesine, bir arkadaşımızı daha kaybettik büyükşehirde, eski belediye başkanımızın annesine. Taziye ziyaretlerinde bulunacağım. Sonra gideceğim cezaevinde Ankara İl Başkanını göreceğim. Uçağa yetişeceğim, sabah buraya geleceğim tekrar. Yani sonuçta mücadele tabii. Ondan sonra ‘Ben Burcu’ya oy vermiştim, Burcu tehditlere teslim oldu gitti e ne yapalım?’ Yapacak bir şey yok. Aday belirlerken hep beraber anket yaptık, aday belirlerken ‘Doğru bir isim olsun, bilindik bir isim olsun, şehrinde tanınan bir isim olsun’ dedik. Parti imkan verdi, grup başkanvekilliği yaptı, bilmem ne. O gün Yenimahalle Belediye Başkanımıza gidiyor, Afyonlu o da. Davet ediyor. Diyor ki ‘Hiçbir sorunumuz kalmadı. Örgütümüzle aramız çok iyi, ille aramız iyi, genel merkezle aramız iyi. Şu gün seçim olsa iki milletvekili kesin, üçe gidiyoruz’ diyor, Fethi Yaşar’a söylüyor. Ben de dedim ‘Başkan sana gelmiş bugün.’ ‘Çok mutluydu.’ Ya dedim ‘AK Parti’ye geçecek’ diyorlar telefonda. ‘Ya mümkün değil’ dedi Fethi Başkan. ‘Mümkün değil’ dedi. O kadar şey. Sonra gidiyor bir görüşme yapıyor. Ne gösteriyorlarsa, neyle tehdit ediyorlarsa, artık şimdi sizin sorunuzdaki şüphe; hani son zamanlarda hep söyleniyor hukuki bir şey ama makul bir şüpheye dönüştü basit bir şüphe. Hatta güçlü bir şüpheye dönüştü. Ama yani şimdi bir kişi, eşinin yaptığı bir şeyle kendi özgürlüğüyle tehdit ediliyorsa, adım gibi biliyorum çok net. Aydın Belediye Başkanı’nın bir ödeme faturasını Aziz ihsan Aktaş ödemiş. Bunu ödeyince de önüne koymuşlar, ‘Ya hapse atılacaksın ya AK Parti’ye katılacaksın.’ Gitti AK Parti’ye katıldı bu korkudan. Ya bakın İBB davasını izliyorsunuz. En yakından takip ediyorsunuz Aslı Hanım, İpek Hanım. İBB davasında böyle bir kanıt yok. Ekrem İmamoğlu’na ‘Senin adına bu parayı bu kişi ödemiş’ diye bir dekontu yok. Afyon’da var. Aydın’da var. Demek ki Afyon’da da var, bu iddialar. Yani yarın çıkıp da Burcu Hanım ‘Üç gündür ben ortada yoktum, çünkü…’ diye, bir makul açıklama yapabilecek gibi durmuyor. Demek ki böyle şeyler var.”

“‘YANLIŞI VARSA BOŞA KOCANI, PARTİ SENİN ARKANDA DURUR’ DEDİM”

(Burcu Hanım’ın AK Parti’ye geçeceği daha önce de iddia edilmişti, üç güne yakın telefonu kapalıydı.) “Üç gün değil, bir gece boyunca kapalıydı. Sonrasında açtı, benimle konuştu. O günlerde AK Parti medyası yoğun bir şekilde bu kocasının bir takım işlerini söylüyordu. Sonra böyle bir türbülans oldu, aradık. Ben dedim ki ‘Biz senin arkanda dururuz. Sonuna kadar dururuz. Ama kocan bir yanlış yaptıysa…’ Hatta ben kendisine şöyle dedim. ‘Gerekirse boşa kocayı, ama partiye bunu yapma, kendine bunu yapma, bu yanlışlığa ortak olma. Varsa bir yanlışı, varsa bir hırsızlığı, varsa bir yanlışı, sen boşa kocanı parti senin arkanda durur’ dedim.” (Ne dedi o zaman?) “Ben bunu kendisine Lüksemburg’taydım, telefonlarına çıkamıyordu, saat farkı vs. Sesli mesaj yollamıştım. Sonra ertesi sabah saat 08.30-09.00’da beni aradı. İşte ağladı, bağırdı, çağırdı. Bazı Afyon’daki meselelerden dolayı sıkıntılarını dile getirdi ama, örgüt içi meseleler. Yani işte ‘Şu bana şunu dedi bu bana bunu dedi.’ Yani siyasetin içinde olan şeyler. Sonra ben anlattım  bir daha bir daha anlattım. ‘Sakın yapma’ dedim. ‘Benim bir yere gideceğim yok’ dedi, ‘Gitmeyeceğim’ dedi sonra da çıktı o meşhur açıklamalarını yaptı yani. Ama bu sefer durum daha farklı görünüyor. Ama Türkiye’nin dört bir yanında şimdi yargılamalarda da arkadaşlar söylüyor. Mesela önümüzdeki şeyde Bayrampaşa’da mesela, birkaç hafta üst üste belediye başkanımız kendisine telefonlar açıldığını, ‘Ya AK Parti’ye katılacaksın ya içeri atılacaksın’ denildiği, onun da ‘Ben haysiyetsiz bir adam değilim’ dediğini söyledi, dimdik içeride duruyor. Geçen gün bir belediye başkanımızın eşi ‘Bizi AK Parti‘ye davet eden birisi, ‘Bak biz Burcu’yu da ikna ettik o AK Parti’ye katılacak. En CHP’li görünenler AK Parti’ye katılıyor, siz de gelin bir şey olmaz’ demiş. Belediye başkanı eşi aradı bize bunu hatırlatıyor, ‘Böyle böyle demişlerdi bize bir zaman’ diyorlar. Hani bu telefonlara yeni çıkmazken. Böyle şeyler oluyor. Ama şu kadarını söyleyeyim. AK Parti’nin normal işlerinin dışında belediye başkanlarına bir yerlerden bir şey bulursa, işte Aydın’a bir anket faturası önüne koymuşlar. Yani belediye memnuniyet anketi Aziz İhsan Aktaş ödemiş, net. Yani çıksınlar, yalanlasınlar. Ondan sonra öbür taraftan işte kocasının bir şeyini koyuyorlar. Onun dışında Bursa Belediye başkanımıza defalarca, yıllarca yazdılar ‘AK Parti‘ye katılacak, AK Parti‘ye katılacak.’ Bozbey dimdik ayakta durdu, dimdik girdi içeriye içeride de dimdik duruyor. Mahkemede de çıkacak çatır çatır konuşacak, anlatacak, söyleyecek.”

“’EKREM’E YIKARIZ, BİZ ARADAN KAÇARIZ’ HESABINI YAPMIŞ AKIN GÜRLEK”

“Ama bu işlerde gelin şimdi size başka bir şey söyleyeyim. Gelin başka bir şey söyleyeyim. Bir tane kanıt yok, İBB dosyasında somut. Bakın İBB dosyasında somut bir kanıt var. Somut. İBB dosyasının içindeki şeylerden. Eğer böyle bir somut bir şey varsa bunu bize yedirirler, yedirirler. Bakın, Murat Gülibrahimoğlu. Bu dekont, Murat Gülibrahimoğlu’nun yaptığı ödemeler. Kalyon Ajans’a. 16 Mart ve 25 Mart tarihlerinde, biri 25 milyon artı KDV, biri 15 milyon artı KDV, toplam 50 milyon liralık bir ödeme yapılıyor. KDV tevkifatı olduğu için KDV düşülerek 41 milyon 666 bin lira Murat Gülibrahimoğlu tarafından Murat Kurum’un ajansına, belediye seçimlerinden iki hafta ve bir hafta önce, bu fevkalade AK Partili bir ajans. İstanbul’da AK Parti’nin bütün reklam işlerini yapan ajans. Murat Kurum’un kampanyasını yapan ajans. 50 milyon lirayı Murat Gülibrahimoğlu Kuzey Marmara Gayrimenkul ve Danışmanlık Anonim Şirketi olarak ödüyorlar. Paranın burada kaydı var, girişinin kaydı var. Peki Murat Kurum’un elinde Kalyon Ajans’a ödediğiyle ilgili bir başka dekont var mı? Yok. Kalyon Ajans hesaplarına girildiğinde Murat Kurum için yaptığı bütün kampanyanın parasının, bu kişiden aldığı şak diye çıkıyor. Böyle bir kanıt olsa, biz şak diye yerimize oturur, kimseye bir şey diyemeyiz. Bu kadar somut kanıt var. Şimdi Akın Gürlek’e soruyorum. Şimdi bu kişiyle ilgili, bu iddianamenin en güçlü yeriydi. İddianameye göre diyor ki, ‘Hafriyat var, bu firma hafriyat dökümü yapıyor. Bu yaptıkları hafriyat dökümlerine İBB göz yumuyor ve buradan haksız kazanç elde ettiler Murat Gülibrahimoğlu’ndan.’ Bakın birincisi, ‘185 milyon ton kaçak hafriyat’ demişler. Bu 120 dev stadyum demek, kamyon olarak 7 milyon 500 bin kamyon demek. Bir yılda 7 milyon 500 bin kamyon, günde 2 bin küsür kamyon demek. Günde 2 bin kamyon kaçak döküm yapılacak. Hiçbir şey olmasa uydu görüntüsünden yakalarsın. 2 bin kaçak kamyon, bir kere bir. İkincisi; söyledikleri mevzu, bu firma AK Parti’nin yerel seçimler öncesi il başkanının ortak olduğu, yani Murat Gülibrahimoğlu ile AK Parti İl Başkanı ortak. Üçüncüsü; bu firma ayrıca o tarihlerde Akit gazetesine, Akit televizyonuna para ödüyor, net bir şekilde. Akit televizyonuna 5 milyon 700 bin lira da var. Ve yine İlim Yayma Cemiyeti’ne para ödüyor. Yani firmanın buz gibi AK Partili olduğu apaçık ortada. Ve dökülen yerin Enerji Bakanlığı’na ait olduğu ortada. Enerji Bakanlığı da bir protokol yapıyor ve diyor ki, ‘Bunu dökme karşılığında, -bakın protokol de elimde- yüzde 10 artı KDV tutarın İBB’ye, yüzde 10 artı KDV tutarın İSTAY’a ödeneceği.’ İSTAY da İstanbul Valiliği‘nin anonim şirketi. Ve ‘Buraya dökülen paranın yüzde 10’unu İBB’ye ödeyeceksen, -moloz döküyor ya- yüzde 10 da Valiliğin şirketine ödeyeceksin’ diye işlemi de burada yapmışlar. Ve şimdi bunu, ‘Sanki biz bunları bulamayacağız, ortaya çıkaramayacağız’ diye düşünerek ‘Kaçak hafriyat dökümü’ diye yapmışlar. Sebebi ne biliyor musunuz? ‘Murat Gülibrahimoğlu’nu alırız, içeri koyarız bunları. ‘At imza’ deriz, Ekrem’e yıkarız, biz aradan kaçarız’ hesabını yapmış Akın Gürlek. Burada bir şey hesap edememiş. Murat Gülibrahimoğlu, harekete geçtiğinde yurt dışındaymış, dönmemiş. ‘Gel ifadeni ver, seni bırakalım’ tekliflerine rağmen kendisine yapılan bu. Çünkü çok yüklü miktarda da para istiyorlar kendisinden. Kendisi de çıkmış ve şunu söylemiş çok net bir şekilde, ‘Ben esas parayı AK Parti’ye verdim, Murat Kurum’un bütün masraflarını karşıladım ve bilmem ne yaptım’ deyip, yurt dışında, Avrupa’da bir ülkede olduğu söyleniyor. Açıklamalarda bulunuyor. Hatta Murat Gülibrahimoğlu’nun bunlarla ilgili itirafçı olduğu, bu hafta yalan bir beyan dolaşıma sokuldu. Gerçek avukatı yalanladı, takip ettiniz.”

“‘ÇEKİLEN TANIK BEYANI YOK’ DEDİ, DAYATILANLAR BURADA”

“Öyle bir yere geldi ki artık mızrak çuvala sığmıyor, kurulan kumpaslar geri tepiyor. Bir Adalet Bakanı düşünün, çıkmış ve herkesin gözünün içine baka baka ‘İBB davasında geriye çekilen hiçbir tanık beyanı yok’ dedi. Murat Kapki dün dedi yahu; ‘Tahliye vaadi ile kandırıldım, baskı altında bırakıldım’ dedi. Mahkemeye dilekçe verdi ve beyanını çekti. Vedat Şahin, ‘Beyanlarım baskı ve yönlendirme altında oluştu. İfademi geri çekiyorum’ dedi. Yağmur Cansu Yeşilyurt, ‘İBB borsasında adı geçen bir avukat bana etkin pişmanlık ifadesi dayattı’ dedi. Yener Toruner, ‘İBB davasında benim yakalattığım Mehmet Yıldırım…’ Yani dedim ki ‘Bu gitmiş, Yener Toruner’e demiş ki ‘Ekrem İmamoğlu’na iftira atarsan seni salacağız. Ayrıca da şu kadar para vereceksin.” O da kabul etmemiş bunu ve kabul etmemesi üzerine ben bunu bir mitingte deşifre ettim. Telefonunu evde bıraktı, bir arkadaşının aracıyla kaçtı. Antalya Kepez’den tekneye atlayıp Yunanistan’a geçecekken jandarma yakaladı. Adama evi hapsi verdiler, şimdi ev hapsini de kaldırdılar. Bakın, yalancı şahitlik daha doğrusu iftiracılık karşılığında hem para, hem de tahliye taahhüt edilen kişi Yener Toruner dimdik içeride yatıyor, bir başına. Ama olmadı. Volkan Ateş, ‘Bilgi için çağrıldım savcı odasına. ‘Hani itiraf verecektin’ dediler. İtiraf vermeyince tuttular.’ Dün çıkıyor, ‘Çeken yok’ diyor. Çekenler, dayatılanlar, ‘İftira etmediğim için içeri atıldım’ diyenler tıkır tıkır burada. O yüzden bu mızrak bu çuvala sığmıyor. Asla ve asla bu yalanlara, bu tertiplere karşı teslim olamayız. Bize her yönden, her yönden nasıl saldırıyorlar. ‘Efendim artık bakan oldu, onunla uğraşmayalım. Onunla konuşmayalım. Duralım, şöyle yapalım. Ankara’da oturalım.’ Bizi partimizi elimizden almakla tehdit ediyorlar butlan davasıyla. Neymiş efendim? Bakanla uğraşmayacakmışız. Bakan her gün şeyin kapısında. Ama çok net bir şey söyleyeyim. Akın Gürlek’e dert olsun. Ben ona söyledim, ‘Sert kayaya çarptın’ diye. Ne yaparsa yapsın, neyi göze alırsa alsın her şeyi göze almışım. Bu memlekette onun darbe girişimine karşı ki kendisi teminatlandırılmış ve darbenin başındaki kişidir. Bunu şu açıdan söylüyorum. Partinin iktidara gitmesine, yani demokratik yollarla Türkiye’de iktidar değiştirilmesine yargı darbesiyle engel olmaya çalışıyorlar. Ben de tankın önüne yatmışım. Buyursun ezsin.” (Son grup toplantısında mutlak butlan konusunda verdiği mesajlarda adresin neresi olduğunun sorulması üzerine) “Cümlenin başında zaten şu var. Birincisi; Cumhuriyet Halk Partisi’nde siyaset yapmış, milletvekilliği yapmış, üye olmuş ve ‘Gazeteci olarak CHP üyeliğimden övünç duyuyorum’ demiş. Sonra çeşitli yandaş kanallara taşınmışlar. Savrulmuşlar, dağılmışlar. Yüksek meblağlar karşılığında her gece o kanallardan CHP’ye saldırıyorlar; ‘mutlak butlan, bilmem ne, o - bu…’ Kiminle tartışıyor, kiminle gülüşüyor? Kim kaldırıyor, kim vuruyor? Kim göğsünde yumuşatıp öbürüne pas atıyor? Bir tarafta Sinan Burhan. Ben ona ne diyeyim? O Ekrem Başkan tutuklanmadan önce elinde ‘Bir partinin Genel Başkan Yardımcısından gelen bilgiye göre Ekrem Başkan tutuklanacak’ diye 10 gün önceden söyleyen adama ben ne diyeyim? Yani mikroba ‘Neden hastalık yapıyorsun?’ diye sorulur mu? Ama onunla aynı stüdyoyu paylaşan, ‘CHP’liyim’ diye kendini ifade eden, partiden atılmış… Neden atılmış? Bu yaptıkları yüzünden atılmış. Ondan sonra bütün gün partiyi tartıştıranlar var. İnsan öyle üzülüyor, öyle sıkılıyor ki. Bütün kurultay boyunca, hani Muharrem İnce‘nin iyi niyetle ve sonradan dedi ki ‘İyi ki kazandınız, parti için önemli bir şey oldu’ dedi. Muharrem İnce‘nin bu sözünü olumsuzlayarak söylemem. Ama şu laf söylenir hale gelmişti; ‘Atatürk kalksa gelse bu delegeyle seçim kazanamaz.’ Bu lafın olduğu yerde ben bütün illeri gezmişim hepinizin gözünün önünde, bütün ilk kongrelerine gitmişim. İlk başladığım kongrede konuşturulmamışım. Kurultay salonunda 8 bin kişiyi ayağa kaldırmışım. Neyle konuştu? Tribünler ne diye bağırıyordu? Böyle delegeye, delege sahada duruyor. ‘Delege ülkenin sesini dinle. Delege sokağın sesini dinle.’ Diyor ki ‘Bir değişim yap ki CHP değişsin, bu işler değişsin.’ 8 bin kişi birden delegenin kulağına ‘Delege sokağın sesini dinle’ diye diye kıl payı farkla; birinci turda iki oy eksikle, ikinci turda seçimi kazanıp Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir siyasi partinin Genel Başkanı seçimle değişmiş. Kazanana da onur, kaybedene de onur ve gurur. İsmet Paşa’nın 1950’de seçimi kaybetmesi ama Türkiye’de demokrasinin kurumsallaşması açısından tarif etmesi gibi. Şimdi burada partinin eski Genel Başkanı ile yeni Genel Başkanı’nı karşı karşıya getirmeye çalışan ve işte ‘Butlan olursa şu olur, bilmem ne olursa bu olur.’ Ya bu ayıptır ya. Bu partinin eski Genel Başkan dediğin işte Hikmet Çetin’dir, rahmetli Altan Öymen’dir, İsmet Paşa’dır, Bülent Ecevit’tir, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür, Deniz Baykal’dır. Yani bir başkası yok. Ondan yani. ‘Efendim şu olmuş, bu olmuş.’ Delegenin salonda verdiği karar, vicdanıyla verdiği bir karar. Bununla ilgili bir sürü davalar açtılar. Delileri buldular, iftiracıları. Delege olmayan adamlar ama ismini anıp meşhur etmek istemiyorum. Delege olmayan rezil adamların beyanları. Ankara’da mahkeme görülüyor. Gelin, dinleyin mahkemeyi. Mahkemede hakim diyor ki ‘Böyle demişsin.’ ‘Öyle duydum.’ ‘Kimden duydun? ‘Unuttum.’ ‘Ya unuttumla tanıklık mı olur?’ diyor hakim. En son geçen bir savcı demiş ki ‘Şunu da dinleyelim.’ Bizim avukat demiş ki, ‘Yok artık ya. Onu da mı dinleyeceğiz?’ Bana sordular, ‘İyi olmuş’ dedim. Dinlenmese eksik kalır. Bir meczup dinlenmese eksik kalır. Derler ki ‘O konuşsa ispatlanacak.’ Gelip ispatlasınlar, anlatsınlar, bir görelim. Kim ne diyor, görelim.”

“EKONOMİK VE SİYASİ SONUÇLARI OLUR”

(Mutlak butlan konusunun niye hep gündemde olduğu ve bu yönde bir kararın çıkması beklentisinin olup olmadığının sorulması üzerine) Partiyi tartıştırmak için gündemde. Gelmez, geleceği varsa göreceği var. Denemesi bedava. Bunu Erdoğan için söylüyorum. Bugün normal şartlarda gelmez. Aklı selim hiçbir hukukçu… Zaten başvuru süresinin üç ay olduğu, kişiler açısından olduğu, itiraz süreleri dolup mazbata verildikten sonra bunun iptalinin mümkün olmadığı, aksi takdirde seçim hukukunun alaşağı edildiği bir yerde Türkiye’nin herhangi bir yerindeki bir Asliye Hukuk Mahkemesi’nde sizin partilerin kurultaylarını iptal edebileceğiniz bir şeyin önünü açarsınız ki bu artık siyasi partiler açısından hukuki güvenceyi ortadan kaldırır. Yarın biz iktidar oluruz. Ne yapacağız? ‘Haydi bir mutlak butlan AKP’ye. Recep Tayyip Erdoğan gitti, yerine Abdullah Gül geldi.’ Öyle şey olur mu? ‘Öbür taraftan Devlet Bahçeli’ye mutlak butlan gelsin. Efendi bilmem ne.’ Olmaz. Yani akıl sır erecek bir iş değildir. Kaldı ki o kurultayın üstüne üç tane daha kurultay yapılmış. Hele hele sonuncusu mahallelerden başlayarak delegeler mahalleyi, ili, ilçeyi, genel merkezi, Genel Başkanı seçmişler artık. Sıfırdan yapılmış. Zaten o yüzden birinci kademe mahkemesi ‘Konusuz kaldı dava’ demiş. Ama esasa da girmiş. Diyorlar ya ‘Usulden bozdu.’ Usulden konusuz kaldı mahkeme. ‘Yeni kurultay yaptılar sıfırdan’ dedi. Bir an için ‘Konusuz kalmasa bile’ deyip esasa girmiş. Niye? Doktrinde şu var; ‘Konusuz kalanda esasa biraz gir ki öbür taraf ‘Konusuz kalmasa ben haklıydım’ demesin.’ Esasta da tıkır tıkır böyle bir şey olmadığını, olmayacağını ifade etmiş. Şimdi istinafta. Ben istinaf mahkemesinin hakiminin yerinde olmak istemezdim. Bu kadar çok spekülasyon, laf - söz, bilmem ne. İnşallah hızlı bir şekilde bir karar verirler, olur biter. Ama mutlak butlan normal hukuk döngüsü içinde olabilecek bir karar değil. Siyasi Partiler Kanunu açısından. Kurultayla ilgili ceza davası başka bir dava. Onunla kişiler bir yıl ile üç yıl arasında yargılanır. Somut bir kanıt bulursanız diyor ki ‘Olsa bile kişiler ceza alır.’ Ama üç yıl geriye dönüp de mahkeme, kurultay iptali - miptali olmaz. Olacak iş değil. Olursa ne olur? Çok ağır bir siyasi baskı, yani bunu da ilgili heyetin tanımam ve görmem ama şahıslarından bağımsız söylemek istiyorum. Yani ‘Siz baskıyla bunu yaparsınız bilmem ne yaparsınız’ demek de ayıp bir şey ama. Bir mutlak butlan kararının o anlamda televizyonda tartışıldığı anlamda çıkması fevkaladenin fevkinde bir siyasi baskı ve zorlamayla olur. Ekonomi sonuçları olur, siyasi sonuçları olur. Bu konuda şunu söylüyorum bakın, mahkeme kendisi kararını versin. Ama Cumhuriyet Halk Partisi’ne böyle yöntemlerle müdahale yapma denemesi bedava. Bu kadar söylüyorum. Yani ‘efendim mutlak butlan gelirse ne olur, şu olur, bu olur.’ Denemesi bedava. AK Parti perişan olur. Millet böyle şeyleri affetmez, çok net. ‘Efendim, CHP, parti kuracakmış, bilmem ne.’ Daha önce de net söyledim. Yedek parti var mı? Var. Ama mutlak butlana karşı değil. Kapatma davasına karşı. Mutlak butlanda mücadele alanı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendisidir. Biz burada asla ve asla delegenin vermediği bir yetkiyi veya bir delegenin elimize verdiği bayrağı kimseye bırakmayız. (Yani onlar da başka bir parti kurarlar, seçime öyle girerler anlamında bir şey yok?) Partiyi kapatmaya kalkarlarsa partimiz hazır. Seçime girmeye yönelik çeşitli yönetimler, yöntemlerle seçime girmeye birkaç ay kala bir şey yapmaya kalkarlarsa diye zaten Türkiye’de aklı başında her siyasi partinin bir ya da iki partisi olmalı. (Saadet Partisi’nin ve bu cendere’yi aldılar) “Onları da aldılar. Dem Parti bir önceki seçime Yeşil, Sol Partiyle girdi, neden? HDP kapatılırsa listeleri veremeyiz diye girdi. O yüzden bu ayrı bir şey. Bir kez daha altını çiziyorum, ikinci parti, üçüncü parti evet. Ama mutlak butlana karşı değil aksine parti kapatmaya, gözü dönüp de kalkışırlarsa diye böyle bir şeyle kalkışırlarsa diye bir kenarda hep tutuyoruz zaten.

“İNTERNET SİTESİNE ÜÇ GÜNDE ERİŞİM ENGELİ GETİRİLDİ”

(www.akpden.com’a erişim engeli kararının verilmesi hakkında) Grup toplantısında da gösterdim, akpden.com diye bir site açıldı. Bu siteye erişim yasağı gelmiş. Milli güvenliği tehdit ediyormuş. Bu sitede sadece şu var bakın. Biz akpden.com’a yeni yeni bir çok şey koyacağız. Her hafta bir şey ekleyeceğiz, eklenecek ama şu anda sadece şu var baktığınızda. Erişim engelini hukuken getirmişler. Ama henüz kapatmamışlar, şimdi giren görebilir siteyi. Burada bu arabanın fiyatı. Normalde 1 milyon 200 bin lira ama satın almak için sepete ekleyince 1 milyon 200 bin liraya 1 milyon lira ÖTV, 460 bin lira KDV, 9 bin lira bandrol, yani 1 milyon 557 bin lira vergi geliyor. 1 milyon 200 binlik araba 2.7 milyon lira oluyor, diyoruz. Üç gün sonra bunu engellemiş. (Ne gerekçe göstermişler?) ‘Milli güvenliği tehdit.’ Karar gelmiş, bir, iki güne kapanır. Ha biz bunu bir başka isimle yine açarız. Bunu her Salı günü göstermeye devam edeceğiz böyle şeyleri. Örneğin önümüzdeki Salı öğrencilerin tabletindeki vergiyi, öbür Salı bilgisayardaki vergiyi, aşırı vergileri gösterecektik. AKP‘den almaya kalkarsan maliyeti ağır oluyor. Bizi seçersen ÖTV‘den kurtulursun. Buna engel getiriyor adamlar.”

“BEDELİ GÖZE ALAN BUYURSUN, GELSİN”

Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, hukuki baskıda sıranın kendisine gelip gelmediği sorusuna şu yanıtı verdi:
“Yapsınlar yani sıra bize çoktan geldi. Ya bu darbeye direneceksin, direnmek için her şeyi göze alacaksın. Başımıza neler geldi? Şimdi anlatıp da yeniden, yeniden annemi, babamı, eşimi, kızımı, ailem filan üzmek istemem. Ama başımıza neler neler geldi, neler oluyor, neler yapılıyor. O yüzden mecburen bunları göze aldık. Bu işin lamı, cimi yok. Onun dışında ne yaparlarsa yapsınlar. Sonuçta bizim yol arkadaşlarımız 12 metrekare yere girmişler ve orada bir mücadele veriyorlar, direniyorken hiçbirimiz yani her türlü saldırı, her türlü iftira, her türlü tehdit, sonuçta işte her şey mücadeleye dair. Biz de burada her şeyi göze almışız. Bunun dışında ne yaparlarsa yapsınlar. Biz gücümüzü, kudretimizi öyle anayasadan, iç tüzükten, dokunulmazlıktan değil Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı olmaktan alıyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanına bir şey yapmaya kalkışmanın, Cumhuriyet Halk Partisi’ne bir şey yapmaya kalkışmanın çok ağır bedelleri vardır. O bedeli göze alan buyursun gelsin.”

“AKIN GÜRLEK’İN ORGANİZASYONU”

Özel, yalan bilginin sosyal medya hesapları üzerinden hızla organize edilmesi hakkında, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Akın Gürlek organizasyondur. Dün gerçekten utanarak istedim bazı ifadelerini. Diyor ki ‘Özel hayata ilişkin görüntülerin servis edilmesi yanlış. Ben bunları doğru bulmam, soruşturma başlattım.’ Kardeşim böyle bir şey olur mu? Sen İstanbul Cumhuriyet Başsavcısıydın. Senin Başsavcılığında, senin patronajında İBB soruşturması ve Aziz İhsan Aktaş soruşturması yürütüldü. O soruşturmada gözaltına aldığımız kişilerden, cep telefonunun şifresini size korkmadan veren herkesin devlete emanet her türlü bilgisi dağıldı, gitti. Sen bu işin başındaydın. Bu bilgileri ayrıca örneğin Ekrem İmamoğlu’nun kayınbiraderini ben cezaevinde ziyaret ettim. Cep telefonundaki bazı özel bilgilerle kendisine ağzını dolaştırarak savcının şantaj yaptığını, ‘Bak bunları da gördük ha’ filan filan dediğini... Sen Adalet Bakanlığının başındasın. Ama halen daha kontrolünde olan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, gizli operasyon yürütüyor. Operasyon sırasında ortaya çıkan görüntüler 1,5 saat içinde yandaş gazetelere, televizyonları servis ediliyor. Bunu bir psikolojik harp yöntemi olarak kullandın, kullanıyorsun. Muhittin Böcek’in oğlunun telefonundan eşiyle ilgili görüntüleri sırf istedikleri ifadeyi versin diye, ellerinde görüntüler. Kendi ellerinde. Şantaj yaptılar, olmayınca görüntüleri saldılar. Çocuk, ‘Tamam ne iftira atmam gerekiyorsa onu atacağım’ dedi. Şimdi çıkmış, ‘Bu görüntülerin kullanılması doğru değil.’ Size emanet. Size emanet. Elinizde duruyor. Peki siz bu kadar görüntü yandaş kanallara servis ediliyor da soruşturmalarda mesela ifadeyi alan savcıyı açığa aldın mı? Yok.”

“BU İŞİN BAŞINDA BİZZAT KENDİSİ VAR”

“Alınacak birisi olsa ilk kendisinin alınması lazım. Bu işin başında. İki, İstanbul’dayken de yapıyordu, bakanlığa geldi, yapıyor. Hatta İstanbul’da bir uyuşturucu operasyonunda gözaltına alınan, sonra gizemli bir şekilde dosyadan sıyrılan birisini yanında basın danışmanı olarak getirdi. Adalet Bakanlığında oda verdi. Görevi Adalet Bakanlığı’na dair değil, halen daha daha eski kurumundaydı. Sonuç üç, beş gün içinde bir görevlendirme yapıldıysa bilmiyorum. Ve oradan, önce oluşturduğu WhatsApp grubuyla gazetecilere atıyordu. Ben bunları ifşa edince tek tek atmaya başladı. Şimdi bir başka cep telefonu ve sahte bir isim ve soyisimle yapıyor ki kendisinin ismini ifşa ettim diye. Ama aynı anda işte çeşitli kanallarda oturmuşlar yandaş kanallarda, tırt cep telefonlarına aynı mesaj düşüyor gazetecilerin. Diyor ki ‘Son anda bir kaynağımdan gelen bilgiye göre’ diyor aynı anda canlı yayında dört farklı gazeteci aynı bilgilendirmeyi aktarıyor. Hepsi Adalet Bakanlığındaki gizli, ama bilgiyi doğrudan Adalet Bakanı’ndan alan ve  servis eden bir el var. Ve bu el ailelere karşı, basın yoluyla psikolojik operasyon yürütüyor. Türkiye siyasetine dizayn vermeye çalışıyor. Örneğin, Antalya’dan gizlilikte olan soruşturma, İstanbul’daki başsavcıyla Segbis’ten alınıyor ama alındıktan saatler sonra yandaş gazetecilerin eline düşüyor. Şimdi bu büyük bir suç. Ama bu Adalet Bakanlığı bünyesinde yapılan, yürütülen bir operasyon biriminde yapılıyor. Bunu Ankara’da bilmeyen gazeteci yok. Ben çocuğun ismini de söyledim, ismini de söyledim. Daha sonra isim değiştirdi, rumuz isim aldı. O cep telefonu elimde. Merak edene söylerim, Ankara’daki bütün gazeteciler biliyor. Ve yapılan işler, iftiralar, hakaretler, yalanlar… Gerçek dosya içerikleri olsa canım yanmayacak. Çoğunlukla da mesela şimdi İpek Hanım eğri oturup doğru konuşalım. Akın Gürlek 560 milyar dolarlık yolsuzluğu İBB dosyasında ‘Asrın yolsuzluğu’ diye servis ettiren o. Bin 200 cep telefonu diye servis ettiren o, ‘Parkenin altından Eurolar çıktı’ diyen o, Ekrem İmamoğlu’nun lüks araçları diye MHP’li milletvekilinin araçlarını servis ettiren o. Bunun yanı sıra ‘Gaziosmanpaşa Belediyesinden, kasadan dolar çıktı’ deyip de aslında mührün çıktığını, ‘Bunun içinde para taşıdılar’ dediler, Özgür Çelik jammer gösterdi. İddianameye jammer diye girdi ama para diye söylediler. Bunların hepsi bir yıl boyunca İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından yandaş gazetecilere servis edildi. Yandaş gazeteciler bunu istedikleri gibi tepe tepe kullanıp haysiyet suikastlerini arkadaşlarımıza yaptılar. Kendi iddianamelerine koymadılar. Yani bu ne suçu? Yalan bilgiyi alenen yayma suçu. İşleyen kim? Bütün yandaş gazeteciler. İşleten kim? İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan o basın bildirilerini kim geçtiyse o. Kişi olarak kişi belli, ama sistemin başındaki kişi de belli. Ondan sonra yani çıkmış dün, ‘Devlete emanet bilgilerin yayılması doğru değil.’ Senin döneminde oldu hepsi senin döneminde oldu, sen yaptın, sen yaptırdın sen yaptırıyorsun, net. Birbirimizin gözünün içine baka baka yalan mı söyleyeceğiz? Birisi ipten kazıktan kopmuş, ahlakı bir yana bırakmış, terbiyeyi her şeyi bir yere bırakmış, gözü dönmüş şekilde kendini birine beğendirmeye çalışacak. Ve onun için bütün kariyerini bu operasyona bağlayacak. Ve her yalanı, her itibar suikastını göze alacak. Ankara’ya gelip, siyasetçi taklidine başlayacak. Gelip Ankara’da insan taklidine başlayacak. İşte efendim ‘faili meçhul.’ Bu faili meçhul cinayetler şimdi açığa kavuşturulacaksa, TayyipErdoğan’ın atadığı bakan kavuşturacaksa, atadığı bir önceki, iki önceki, üç önceki bakan mı kapattı bunların üstünü? Veya kapatıldığına göre bu cinayetlerin üstü, her şeyin en tepesindeki Tayyip Erdoğan sorumlu. Sen bu yaptığınla kendine bir prestij alanı yaratırken aslında Tayyip Erdoğan’ın döneminde faili meçhul cinayetlerin aydınlatılabilecekken aydınlatılmadığı, kadın cinayetlerinin üstünü örtüldüğünü söylüyorsun. Bundan önceki, bir önceki, bir önceki bakana, Bekir Bozdağ’a kadar gidiyor bu. Abdülhamid Gül’e kadar gidiyor bu. Ya da bir önceki Adalet Bakanına laf söylüyor. Ama hepsini atayana söylüyor, Erdoğan’a söylüyor. Bakın burada söyleyeyim. Bu yayında size bir şey daha söyleyeyim.”

“BURADAN İHBAR EDİYORUM”

“Ben diyene kadar ‘Camide VIP odada görüşüyorsun’ diyene kadar Erdoğan’ı cumaları gidip Hazreti Ali Camii’nin VIP odasında buluyordu bu. Konuşuyordu. Ben onun dediğimden beri konuşmuyorsunuz. Yalansa ‘yalan’ deyin. Dinle. Şimdi kripto telefon var aranızda. Erdoğan’la kriptolu telefonla görüşüyor. Düşün. Bütün yargı süreçleri ile ilgili bilgiyi kripto telefonla veriyor. Yakınlarına, çevresine, ‘Erdoğan’ı da dinliyorum, bana bir şey yapamazlar’ diyorsun. Akın Gürlek Erdoğan’ı da dinlediğini söylüyor. Buradan Sayın Erdoğan duymadıysa ihbar ediyorum. Şimdi Erdoğan’a da bir sürpriz yapacağım. ‘Erdoğan’ı da dinliyorum’ diyor, kriptolu telefonu kayda aldığını söylüyor. Erdoğan’ın ailesinin bu işten rahatsız olduğunu ve Erdoğan’a bir şey anlatmaya çalıştığını da duyuyorum. Şimdi Sayın Erdoğan’a söylüyorum. Akın Gürlek‘in sana bilgi olarak verdiği, ‘Ekrem İmamoğlu’nun babasının bahçesinde 10 küp altın bulduk’ meselesi yalan. Öyle bir şey yok. Bulunmadı. Ama Erdoğan’a ‘Buldum kanıtı bende, merak etme’ diyormuş. Aile, Erdoğan’ın bunla inandığını ve Akın Gürlek’in Erdoğan’ı buna inandırdığını söylüyor. Böyle bir atipik durumla karşı karşıyayız. Sayın Erdoğan’a buradan ilan ediyorum. Evet o kazı yapıldı ve hiçbir şey bulunmadı. Arama tutanakları elimizde. Herkesin gözünün önünde kazıldı, ‘Kişi kendinden bilir işi’ diye bir bahçe kazıldı. O bahçeden ne kasa ne küp ne altın çıktı. Ama Erdoğan Akın’ın, Akın Gürlek’in kendisine ‘10 küp altın bulduk merak etmeyin, hepsi elimizde’ dediğini söylüyor. Ve Erdoğan’la kriptolu telefondan yarısı doğru yarısı yalan bir çok beyanat verdiğini kendi ağzından talimatlandırarak. Örneğin ‘Efendim şunu yapalım mı?’ Onun da ‘Tabii tabii’ dediğini, bunları kayda aldığını, ‘Yarın bana bir şey yapamazlar Erdoğan’ın sesini kaydediyorum’ diyor. Net. Bu kadar açık söylüyorum. ‘Bunlar yok’ diyorlarsa çıksınlar ‘yok’ desinler. Şimdi kendisi belki ‘yok’ diyecek. Ayrıca aileye sesleniyorum. Birileri babanızı 23 yılın sonunda artısıyla eksisi ile. Seçim kaybeder, önceki Cumhurbaşkanımız olurdu. Şimdi bir darbe girişimine girildi, çıkıldı. Öyle bir işin içine batıldı ki bu işin sonunda gerçekler eninde sonunda çıkıyor, çıkacak her şey. O yüzden herkes aklını başına alsın, çok büyük bir tehlike var. Artık bu Sayın Erdoğan’ı da Adalet ve Kalkınma Partisi’nde zaten çok büyük bir rahatsızlık var. Ama çok büyük tehlikeli bir noktaya gelmiş durumda. Hele hele o kendine bağlı kolluk gibi bir şey de oluşturmaya çalışılırsa artık. Ne olacak. Şey mi? Başka bir kolluk var orada. Zaten bütün şehirlerdeki saygın Cumhuriyet başsavcılarına ‘Ben Türkiye başsavcısıyım, senin oraya operasyon yaparım’ diye neler neler yapmıştı. Şimdi gelmiş burada kendisini fiilen böyle kendine bağlı kolluğu olan öyle federalleri olan kendini böyle şey gibi görüyor.”

Etiketler