TÜİK’in 2022 yılı Nisan ayından itibaren enflasyon hesaplamalarında kullandığı madde fiyatlarını kamuoyundan gizlemesi, emeklilerin ve kamu çalışanlarının maaşlarında ciddi hak kayıplarına yol açtı. Piyasada hissedilen hayat pahalılığıyla TÜİK’in açıkladığı oranlar arasındaki uçurum giderek derinleşirken, bu duruma karşı ilk ciddi hukuk mücadelesi Eski Yargıtay 7. Ceza Dairesi Onursal Üyesi Seyfettin Çilesiz’den geldi.
TÜİK’in verileri düşük göstererek milyonlarca yurttaşın maaş artışlarını doğrudan etkilediğini savunan Çilesiz, idare hukukuna dayanarak açtığı davada sadece kendi hakkını değil, düşük maaşla yaşam mücadelesi veren milyonlarca insanın hakkını savunduğunu söylüyor. Mahkemenin TÜİK’ten ikinci kez savunma istemesiyle birlikte sürecin kritik bir aşamaya geldiği davanın ayrıntılarını Seyfettin Çilesiz, Karadeniz Gazetesi’ne anlattı.
FİYATLARLA TÜİK VERİSİ UYUŞMUYOR
Neden böyle bir dava açtınız? Dava konusunu biraz daha açar mısınız?
Emekli camiasının bir üyesiyim. Dolayısıyla piyasadaki fiyat değişimleri biz emeklileri, diğer çalışanlara oranla daha fazla etkiliyor. 2022 yılının Nisan ayına kadar TÜİK, enflasyon oranlarını açıklarken, bu oranlara esas teşkil eden madde fiyatlarını da kamuoyuyla paylaşıyordu. Ancak Nisan ayından sonra bu uygulamaya son verildi. Bu noktadan itibaren, TÜİK’in açıkladığı fiyatlarla bizim piyasada gözlemlediğimiz fiyatlar arasında belirgin bir fark oluşmaya başladı.
Bizim maaşlarımıza-hem emeklilerin hem de kamu çalışanlarının-TÜİK’in açıkladığı enflasyon oranlarına göre zam ya da enflasyon farkı ödeniyor. Dolayısıyla TÜİK eğer enflasyonu gerçekte olduğundan düşük açıklarsa, bize daha az fark ödeniyor ve zam oranı da düşüyor.
2022 yılının Nisan ayından itibaren bu fark gittikçe açıldı, bu durum dikkatimi çekti. TÜİK’in açıkladığı enflasyon oranlarının özellikle biz emekliler açısından mağduriyet yarattığı kanaatine vardım. Benim maaşım, birçok emekliye kıyasla daha iyi durumda. Ancak buna rağmen ben dahi geçinmekte zorlanıyorum. Açlık sınırının altında maaş alan milyonlarca kişi var; onların durumu çok daha vahim.
Ne yapabilirim diye düşündüm. TÜİK’in açıkladığı enflasyon oranına karşı dava açılabileceğini öğrendim. Ceza hukukçusuyum, ancak bu konuda idare hukukuna dair uzun araştırmalar yaptım. Bu süreçte halen davayı birlikte yürüttüğümüz Avukat Ali Erdem Gürdoğan ile tanıştım. Sağ olsun, bana bu konuda çok yardımcı oldu ve birlikte davayı yürütmeye başladık.
Bu davayı açmaktaki amacım, kendimden çok; düşük maaş alan emekliler için bir emsal karar oluşturmak ve bu insanlar adına toplumda bir hassasiyet yaratmaktı. Davanın temel motivasyonu buydu.
MAHKEME TÜİK’TEN NET VERİ İSTEDİ
6. İdare Mahkemesi ikinci kez TÜİK’ten savunma istedi. Bu süreçten sonra ne olacak?
Bizim davamızın ardından mahkeme, TÜİK’ten enflasyon hesabında kullandığı tüm bilgi ve belgeleri talep etti. Ancak TÜİK’in gönderdiği yanıtlarda bizim özellikle istediğimiz madde fiyatlarının listesi yer almadı. Bunun yerine farklı açıklamalar yapıldı. TÜİK’in cevabına karşı biz de yeniden cevap verdik ve bir kez daha madde fiyatlarını talep ettik. Mahkemeden duruşma günü talep etmiştik, duruşma gerçekleşti. Mahkeme, duruşmanın ardından bize 15 gün içerisinde nihai karar vereceğini bildirdi. Ancak biz, yaptığımız savunmanın yanı sıra bir de tanık dinletmek istedik. Tanık dinlenmedi. “Yazılı beyan verirseniz olur,” denildi. Biz de yazılı beyanımızı sunduk.
Kararı beklerken mahkeme TÜİK’e ikinci bir yazı göndererek, "Belgelerin tamamını bana gönder" dedi. Bu yazıya TÜİK’in vereceği cevap süresi 4 Nisan’da doluyor. TÜİK bu tarihe kadar ne cevap verecek, belgeleri eksiksiz gönderecek mi, yine eksik mi gönderecek ya da hiç cevap vermeyecek mi; tüm bunları o gün geldiğinde göreceğiz.
BEYANDAN SONRA BELGE İSTENDİ
Eski TÜİK Başkanı Birol Aydemir’in mahkemeye sunduğu yazılı beyanı var. Sizce bu beyan mahkeme sürecinin seyrini değiştirir mi?
Benim kanaatimce mahkeme, bizim sunduğumuz sayın eski TÜİK Başkanı Birol Aydemir’in yazılı beyanını okudu ve oradaki anlatımlar oldukça somuttu. Bu beyanın, mahkemenin konuyu daha derinlemesine incelemesine vesile olduğunu düşünüyorum. Büyük ihtimalle mahkeme, bu beyanı ciddiye alarak TÜİK’e ikinci kez yazı yazdı ve ek bilgi-belge talep etmiş olabilir. Kanaatimce bu beyan sürecin seyrinde etkili oldu.
YENİ SİSTEMDE BAĞIMSIZLIK YOK
Birol Aydemir’in “Ben TÜİK’in son bağımsız başkanıyım” ifadesi dikkat çekiciydi. TÜİK’e müdahale edildiği anlamına mı geliyor sizce?
Birol Bey’in TÜİK Başkanı olduğu dönemde, o zamanlar parlamenter sistem yürürlükteydi. Bakanlar Kurulu kararıyla atanıyor ve görev süresi beş yıl boyunca güvence altına alınıyordu. Bu da kuruma ve başkanına ciddi bir bağımsızlık sağlıyordu.
Ancak 2018 yılında Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’ne geçildikten sonra, TÜİK de dâhil olmak üzere birçok kamu kurumunun başkanı ve genel müdürleri Cumhurbaşkanının tek imzasıyla atanır ve yine aynı şekilde görevden alınabilir hale geldi. Yasal mevzuat bu şekilde düzenlendi. Dolayısıyla, TÜİK Başkanı artık 3-5 gün içinde tek bir imzayla görevden alınabilecek bir konumda. Zannediyorum Birol Bey’in “Ben TÜİK’in son bağımsız başkanıyım” sözünü kullanmasının sebebi de tam olarak bu yapısal değişimdir.
KORKU ORTAMINDA ENFLASYON HESABI
Bu durum, TÜİK’in verilerine doğrudan müdahale edilebileceği anlamına mı geliyor?
Biz mahkemeye sunduğumuz yazılı beyanlarımızda da bu durumu özellikle vurguladık. TÜİK Başkanı’nın böyle bir çalışma düzeni içinde bulunması, bizde ciddi bir endişe yarattı. Her an görevden alınabileceği kaygısıyla çalışan bir insanın açıkladığı verilere toplumun güven duymakta zorlanması doğaldır, dedik. Ekonomik ve siyasi yöneticiler bir enflasyon hedefi koyuyor. TÜİK, bu hedefe uygun olmayan veriler açıklamak zorunda kaldığında, başkanın “Görevimden alınırım” korkusu yaşaması ihtimali oldukça yüksek. Bu gayet insani bir durum. Zaten bu yöndeki endişelerimizi de mahkemeye açıkça bildirdik.
AİHM’E KADAR GİDECEĞİM
20 milyon insanın beklentisi bu davaya bağlı diyebilir miyiz? Velev ki olumsuz bir karar çıktı, bu süreci Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşır mısınız?
Eğer karar olumsuz çıkarsa, kendi iç hukuk yollarımızı tüketeceğiz. Öncelikle Bölge İdare Mahkemesi'ne başvurmamız gerekiyor. Oradan da red cevabı alırsak, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunacağız. Eğer oradan da olumsuz sonuç alırsak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gideceğiz. Bu süreci sonuna kadar sürdüreceğim. Çünkü bu davada sadece kendi hakkımı değil, milyonlarca emeklinin hakkını savunuyorum. Olumsuz bir karar çıksa bile bu mücadeleyi bırakmayacağım.
MAHKEME ESASA GİRDİ
Dava sürecine dair öngörüleriniz neler? Nasıl bir karar bekliyorsunuz?
Benim duyduğuma ve öğrendiğime göre bizden önce aynı konuda üç dava açılmış. TÜİK de bunu duruşmada dile getirdi ve mahkemeye “Daha önce açılan davalardan zarar görmedik, bu davayı da reddedin” dedi. Ancak biz, bu davada enflasyon oranlarından kaynaklı olarak zarara uğradığımızı net şekilde ortaya koyduk. Hukuki dayanaklarımızla birlikte...
TÜİK, duruşmada yine usul yönünden reddedilmesini talep etti. Ancak Sayın Mahkeme Başkanı, TÜİK avukatlarına hitaben, “Biz davanın usulden reddedilme dönemini geçtik, artık esası inceliyoruz,” dedi. Bu benim için son derece önemliydi. Böylece davanın esasına geçildiğini öğrenmiş olduk. Şimdi mahkeme, davayı esastan bir karara bağlayacak. Biz elbette lehimize bir karar çıkmasını istiyoruz ve bekliyoruz. Ancak mahkemenin takdiri ne olur, hep birlikte göreceğiz.
Eğer TÜİK, mahkemeye madde fiyatlarını gönderirse, zannediyorum mahkeme bu veriler üzerinden bir bilirkişi incelemesi yaptıracaktır. Biz de kendi imkânlarımızla bu fiyatlara dair bir çalışma yapacağız. TÜİK’in açıkladığı fiyatlarla piyasadaki gerçek fiyatlar örtüşüyor mu, düşük mü gösterilmiş, bunlara bakacağız. Kendi tespitlerimizi de mahkemeye sunacağız. Ancak TÜİK, mahkemenin istediği madde fiyatlarını göndermezse, o zaman mahkemenin nasıl bir yol izleyeceğini açıkçası ben de kestiremiyorum.
EMEKLİLER, İŞÇİLER MEMURLAR ASGARİ ÜCRETLİLER MÜJDE!
GERİYE DÖNÜK ÖDEME GELEBİLİR
Davayı kazanmanız halinde, geriye dönük hangi yıllar için ödeme alınabilecek? Kaç yıllık bir dönem kapsama girecek?
Benim açtığım dava, 2023 yılı Ocak-Haziran dönemine ait. TÜİK, yılda iki kez—Ocak ve Temmuz aylarında-enflasyon oranlarını açıklıyor ve bu oranlar memur ve emekli maaşlarına yapılacak zamları belirliyor. Yani bu davalar, altı aylık dönemler bazında açılabiliyor.
2023’ün Ocak ayından önceki dönemleri dava açma süresi bakımından maalesef kaçırdık. Biz 2023 yılı Ocak-Haziran enflasyon oranlarına 3 Temmuz itibarıyla itiraz etmeye başladık. Zannediyorum Temmuz sonu veya Ağustos ayının sonuna doğru davayı açtık.
Eğer açtığımız davada mahkeme, enflasyon oranlarının eksik hesaplandığına hükmederse, bu 6 aylık dönemde bana ne kadar eksik ödeme yapıldıysa, o fark tarafıma ödenecek. Bu kararın emeklilere de emsal oluşturabileceğini düşünüyorum. Hatta bana kalırsa, bireysel bir dilekçeye bile gerek kalmadan bu farklar otomatik olarak ödenebilir.
2023 Ocak-Haziran döneminde TÜİK’in açıkladığı enflasyon oranının ne kadar eksik çıktığı tespit edilirse, o tarihten itibaren-yani 2023 Temmuz ayından günümüze kadar-tüm maaşlar bu fark baz alınarak güncellenebilir. Böylece tüm emekliler bu karardan faydalanmış olur.
Bu güncelleme, belki de otomatik yapılır. Belki de bir dilekçeyle “benim maaşımı da güncelleyin” demek yeterli olur. Ancak böyle bir gelişme olursa, kanun koyucular ya da ekonomi yöneticileri bu konuda yeni bir yasal düzenleme getirmek zorunda kalacaktır. İnsanları bu konuda çok yıpratacaklarını sanmıyorum. Eksik çıkan oranlar, Temmuz 2023’ten bu yana güncellenerek ödenir.
BU DAVA HEPİMİZİN DAVASI
Son olarak eklemek istediğiniz bir düşünceniz var mı?
Gerek emekliler, gerekse kamu çalışanları için bu dava büyük önem taşıyor. Bu davaya ilgi gösterilmesini ve sürecin dikkatle takip edilmesini istiyorum. Özellikle sosyal medya kullanan vatandaşlarımız, bu davayı paylaşsınlar. Bu dava kamuoyunda ne kadar görünür hale gelirse, o ölçüde ciddiyet kazanacağına inanıyorum.
Bu dava kazanıldığı takdirde, sadece emekliler ve kamu çalışanları değil; asgari ücretle çalışan milyonlarca kişi de “TÜİK enflasyonu eksik açıkladı, bize de eksik ödeme yapıldı” diyerek maaşlarının güncellenmesini talep edebilir. Bu yönüyle dava, Türk milletinin yaklaşık 40-50 milyonluk kesimini doğrudan ilgilendiriyor.